Michael Jackson'ın trajedisi

Yedi hafta kadar önce ölen Michael Jackson nihayet dün toprağa verildi. Gömüldüğüne, Hades'ine indiğine göre, artık ondan huzura ermiş bir kişi olarak konuşabiliriz.

Yedi hafta kadar önce ölen Michael Jackson nihayet dün toprağa verildi. Gömüldüğüne, Hades’ine indiğine göre, artık ondan huzura ermiş bir kişi olarak konuşabiliriz. Eski Yunanlılarda kural böyleymiş.
Jackson’ın müziğinin benim için fazla bir şey ifade ettiğini söyleyemem. Jackson 5’ın minik solisti olduğu dönemde televizyonda severek seyrederdim. Sonra değişmeye başladı. Benim görüş sahamdan çıktı.
Oysa, onu Michael Jackson yapan şeyin işte o değişim olduğunu artık daha iyi biliyoruz.
Artık bilançolar çıkarılmış olduğuna göre özetleyebiliriz: Michael Jackson, trajik ve
patetik bir figürdü.
Trajikti çünkü, bir mitoloji kahramanı gibi, yazgısına başkaldırıyordu. Kara derili bir insanın nice kahırlara katlanarak yavaş yavaş beyaz derili birine dönüşmesini başka nasıl anlatabilirsiniz?
Aslında Amerika’da aynı şeyi yapmaya çalışan milyonlarca kara derili insan vardı o zamanlar. Hâlâ da var.
Ancak onların büyük çoğunluğu kıvırcık saçlarını birazcık düzeltmekle yetinmek zorunda kalıyordu. Drugstore’ların saç düzeltici krem rafları tıka basa doluydu.
Ya daha fazlası? Dudaklar, yanaklar, ten rengi?
Daha fazlası ancak peri masallarında olabilirdi.
Michael Jackson işte o peri masalının Prensi olmak istedi. Belki oldu da.
Ne kadar inandırıcı olabildi? Ancak bir yere kadar. Tuhaf bir yaratık çıktı ortaya. Patetik ya da acınası derken bunu kastediyorum.
20. yüzyıl, başka birçok şeyin yanı sıra, insanın kendini yeniden yaratabilme yeteneğinin ya da sanrısının geliştiği yüzyıl olarak da hatırlanacaktır. İlaçlar, estetik ameliyatlar, kremler, masajlar...
Bir insanlık düşü gerçek olurken, ‘çirkin’lik yazgı olmaktan çıkıyordu.
Michael Jackson bu yeni yeteneğin (ya da sanrının) en çarpıcı örneklerinden biri oldu.
Ancak bunun çok ağır bedelleri olabileceğini de keşfetti. Jackson 5’ın kara derili solisti olarak kalsaydı, büyük olasılıkla daha mutlu bir hayat sürmüş olurdu. Ama Michael Jackson olmazdı. Hakkında böyle bir yazı da yazılmazdı.
Aslında yaşadığımız dünya milyonlarca Michael Jackson’la dolu. Çevrenize bir bakın, içine doğdukları deriyi çıkartıp başka derilere bürünmek isteyen ne kadar çok insan var.
Verilenle yetinmemek çağımızın bir özelliği. Sonu, çoğu kez, trajik ve patetik olsa da.
Hayatımda en güzel ‘Ay Yürüyüşü’ dansını 1989 yılında Van’da bir Kürt çocuğundan seyretmiştim.
O da Michael Jackson olmak istiyordu!
Şimdi ne yapıyor acaba?