Mitingler, pankartlar ve posterler ne kadar etkili?

Dün İstanbul'da Beşiktaş'tan yola çıkarak Eminönü üzerinden Eyüp'e gittim. O ne renk cümbüşüydü! Her yer AKP bayrakları, flamaları...

Dün İstanbul'da Beşiktaş'tan yola çıkarak Eminönü üzerinden Eyüp'e gittim. O ne renk cümbüşüydü! Her yer AKP bayrakları, flamaları, pankartları, posterleri ve bilbordlarıyla donatılmıştı. Üzerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dev portresi bulunan duvar boyu ilanlar milliyetçi sloganlar haykırıyordu. Gene Erdoğan'ın resmiyle donatılmış olan minibüsler parti
müziğini çalarak vızır vızır dolaşıyordu...
Belli ki, çok insan çalıştırılmış, çok para harcanmıştı.
Peki ama niçin? Böylece seçmenlerin "Aaa, ne güzel posterler yaptırmışlar? Öyleyse bu kez oyum AKP'ye!"
demeleri mi bekleniyordu?
Siyasi kanaatlarla ilgili bilimsel araştırmalar bu gibi beklentilerin çok da gerçekçi olmadığını gösteriyor. İnsanlar hangi partiye oy vereceklerine pankartlara ya da posterlere bakarak karar vermiyorlar. Mitinglere katılarak hiç vermiyorlar. Çünkü mitinglere zaten oyunu o partiye vermeye karar vermiş olanlar katılıyor.
Peki bütün bu yapılanların oylara etki açısından hiç mi değeri yok?
İsraf mı ediliyor bu paralar?
Hayır bunu söylemek doğru olmaz. Durumu şöyle özetleyebiliriz: Kampanya dönemindeki bu türden gösteriler ve etkinlikler, insanların siyasi
fikirlerini değiştirmelerine değil, pekiştirmelerine yarıyor. Bu arada tek tük kararsızların karar vermesine katkıda bulundukları da söylenebilir.
'Pekiştirme' kelimesinin altını ne kadar koyu mürekkeple çizsek azdır. Medyanın ideoloji alanındaki temel etkisinin pekiştirme olduğu çok farklı terimler kullanılarak da olsa pek çok kez söylenmiştir. 'Değiştirme' başka türden enstrümanlar gerektirir.
Bu, sözü edilen pekiştirme etkisinin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Her şeyin hızla değiştiği ortamlarda, var olan değer ve inançların pekiştirilmesi çok ama çok önemli bir etkidir.
İnsanlar flama, poster ve pankartlara bakarak siyasi tercih değiştirmezler ama kendi partilerinin görünürlüğünden memnun kalırlar. 'Görüyor musun benim partim ne kadar güçlü, bakın nasıl herkes bizden yana' türünden pekiştirici duygular geliştirir ve oy tercihlerini perçinlerler.
Buna karşılık medyada bir türlü görünemeyen, flama ve bayrak yarışında gerilerde kalan partilerin seçmenleri ezilir, büzülür, kendilerini güvensiz hissederler. Bu eziklik onların, parti tercihini değiştirmese bile, çekingenleşmelerine, seslerini kısmalarına yol açar. İletişim kuramında 'suskunluk sarmalı' denen şey işte bu türden bir cesaret kaybının sonucudur...
AKP'nin seçim kampanya stratejisinin bu gibi bilimsel olgular göz önüne alınarak çok iyi planlanmış olduğunu görebiliyoruz. Bundan 15 gün kadar önce, yani kararsızların artık karar verme aşamasına geleceği bilinen dönemde, 'kazanandan yana olma (bandwagon) etkisi' yaratacak türden anketler medyaya sızdırıldı, partinin oylarının yüzde 43'lerde olduğu öne sürüldü ve tam tercihini yapamamış olanlara 'İşte kazanacak at bu, ona oynayın!' mesajı verildi. Şimdi de, seçime 15 gün kala koparılan büyük bir tantana ile 'Doğru kararı verdiniz, bakın ne kadar çokuz!' mesajı veriliyor.
Gerçekte ne kadar çok olduklarını görmek için ise sandıkların açılmasını ve oyların sayılmasını beklemek gerekiyor.