Mücahit gazeteciler ve basın özgürlüğü

10yıl kadar önce bir haber için gittiğim Tel Aviv'de dolaşırken taksi şoförüyle sohbet ediyorduk. Kuzey Avrupa kökenli, edebiyata ve siyasete meraklı orta yaşlı bir adamdı.

10yıl kadar önce bir haber için gittiğim Tel Aviv'de dolaşırken taksi şoförüyle sohbet ediyorduk. Kuzey Avrupa kökenli, edebiyata ve siyasete meraklı orta yaşlı bir adamdı.
En çok, her yerde karşımıza çıkan kara şapkalı, kara giysili, bukleli 'Ortodoks Yahudiler'e kızdığı anlaşılıyordu. Bana onların bağnazlıklarını, cinsiyet ayrımcılıklarını, tuhaf inançlarını anlattıkça coşuyor, coştukça öfkeleniyordu.
Bir ara o kadar öfkelendi ki, yüksek bir duvarın yanında otomobili durdurdu:
"Şu duvarı görüyor musun?" diye haykırdı.
"Bu duvara gidip konuşsan eninde sonunda seni anlar, ama onlar asla anlamazlar!"
Dün Ertuğrul Özkök'ün 'Mücahit gazetecilik rantı' başlıklı yazısını okurken, ani bir 'flash back' gibi aklıma geliverdi bu sahne. Özkök yazısında dinci 'biat kültürü'nden gelen ve gazetecilik dışı bir misyon duygusuyla hareket eden 'mücahit gazeteciler'in bir gün bu mesleğin olmazsa olmazı olan 'eleştirel ruh'a sahip olup olamayacaklarını soruyordu.
Özkök'ün son dönemdeki partizanlığından haklı olarak şikâyet ettiği o kesimin, bırakın eleştirel ruh edinmeyi, bu soruyu anlama olasılıklarının bile Tel Aviv'deki o duvardan daha fazla olduğu kanısında değilim.
Şu günlerde, kazandıkları çifte zaferin haklı sevincini ve şımarıklığını yaşıyorlar. Bunu başka türden kazançlara dönüştürmeye çalışıyorlar. Onlar için gazetecilik değil, 'misyon' önemlidir. Yarın öbür gün işler sarpa sardığında, yapıyormuş gibi göründükleri bu mesleğin temel değerlerini tümden unutup 'Bu ne biçim basın özgürlüğü! Bu ne cüret! Bu kadarı da fazla!' türünden şeyler yazıp söyleyeceklerine eminim.
Eğriye eğri, doğruya doğru: Dün Milliyet'te Sedat Ergin'in de sözünü ettiği gibi, gerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den, gerekse Başbakan Tayyip Erdoğan'dan gelen sinyaller olumludur. Her ikisi de 'bağımsız, tarafsız ve sorumlu bir medya'nın önemi üzerinde duruyorlar. Yurttaşın kolay ve doğru bilgi edinmesinin gerekliliğini vurguluyor, 'medyanın çoğulcu, şeffaf ve rakabetçi bir yapıda gelişmesi için gerekli adımların' atılacağını vaat ediyorlar.
Çağdaş demokratik medya metinlerinde geçmesi gereken tüm doğru terimler var burada. Dikkatle seçilmişler.
Bu kavramların, hazırlanmakta olan sivil anayasada da, sağlam güvencelerle yer alması, basının demokratik misyonuna gerçekten inanan bizlerin yüreğine su serpecektir.
Özkök'ün biatçı mücahitlerine gelince...
'Böyle özgürlük olur mu? Bu ne rezalet? Bu basının toplumun değerlerine saygısı yok mu?' türünden feryatlarla ayağa fırlayacakları günün o kadar uzak olmadığını biliyorum.
İktidar için asıl sınav, işte o zaman gelecektir.