Mumcu, Dink ve Arizona Projesi

Bu yazı, cesur soruşturmacı gazeteci Uğur Mumcu?nun öldürülüşünün 16. yıldönümünde yazılıyor.

Bu yazı, cesur soruşturmacı gazeteci Uğur Mumcu’nun öldürülüşünün 16. yıldönümünde yazılıyor. 
Birkaç gün önce bir başka gözüpek gazetecinin, Hrant Dink’in öldürülüşünün ikinci yıl dönümüydü.
İkisinde de tetikçiler yakalandı, ancak perde arkasındaki büyük tablo aydınlanmış değil.
Mumcu’nun ve Dink’in öldürülüşün asıl sorumluları kimler? Bunu bilmiyoruz.Yoğun hukuki çabalara rağmen bilmiyoruz. Adli soruştur-ma bir noktaya gelip tıkanabiliyor. Karanlıkları aydınlatmaya bazen hukuki beceriler yetmiyor.
O zaman başka becerilerin, örneğin gazetecilik becerilerinin devreye girmesi gerekiyor.
Bunu söylerken aklıma Amerikan gazeteciliğinin efsanelerinden ‘Arizona Projesi’ geliyor.
Arizona Republic gazetesinin ünlü soruşturmacı muhabiri Don Bolles 2 Haziran 1976’da otomobilinin altına konan bir bombanın uzaktan kumandayla patlatılması sonucu öldürüldü.
Bolles oraya kendisine yerel Mafya konusunda bilgi vereceğini söyleyen bir kaynakla buluşmak üzere gelmiş, randevu gerçekleşmeyince otomobiline geri dönmüştü.
Olay, her türlü şiddete alışkın olduğu halde gazetecilerin öldürülmesine alışkın olmayan Amerika’da şaşkınlık yarattı. Özellikle gazeteciler dehşet içinde kaldılar. Yeni kurulmakta olan Soruşturmacı Haberciler ve Editörler (IRE) örgütüne bağlı olan gazeteciler asıl suçluları ortaya çıkarmak için işbirliği yapmaya karar verdiler. 23 gazeteden 40 muhabir Arizona’ya gelerek elbirliğiyle araştırmaya başladı. Amaçları, katiller bulunmuş olsa bile, bombaların arkasındaki büüyük yolsuzluk ve hukuksuzluk panoramasını aydınlatmaktı.
Suç örgütlerine, ‘Birimize dokunursan, binimizi karşında bulursun’ demek istiyorlardı.
Başarılı da oldular. Arizona’nın iliklerine kadar sinmiş pislikler bir bir gözler önüne serildi.
Don Bolles’ün yalnız olmadığı ortaya çıktı.
Katillerinden biri halen hapishanede... Hollywood, Bolles’un öyküsünü filme almaya hazırlanıyor. Bombalanmış olan otomobili ise bugün başkent Washington’daki gazetecilik müzesinde (Newseum).
Peki, aynı şeyi biz Uğur Mumcu ve Hrant Dink için yapabildik mi?
Mumcu için yanıtım ne yazık ki olumsuz. Yıllar geçti ama sis perdesinin arkasına bir türlü geçilemedi.
Buna karşılık Hrant Dink için biraz daha umutluyum.
Hele Nedim Şener’in yeni çıkan ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabından sonra daha da umutluyum. Usta ve gözüpek bir gazeteci gazetecilik becerileriyle bir meslektaşının öldürülüşünü aydınlatmaya çalışıyor.
Ülkemizin gazetecileri de içlerinden birinin kanının yerde kalmasına razı değiller.