Musaddık'tan Musavi'ye

Stephen Kinzer geçenlerde Türkiye'de idi. Onu biz New York Times Gazetesi'nin eski Türkiye muhabiri olarak tanırız ama New York Times'dan ayrılalı epey oldu, artık Amerika'da daha çok kitaplarıyla tanınıyor.

Stephen Kinzer geçenlerde Türkiye’de idi. Onu biz New York Times Gazetesi’nin eski Türkiye muhabiri olarak tanırız ama New York Times’dan ayrılalı epey oldu, artık Amerika’da daha çok kitaplarıyla tanınıyor.
Bunlardan birisi geçen yıl yeni baskısı yapılan ‘Hilal ve Yıldız: İki Dünya Arasında Türkiye.’ Bir başkası ise ABD’nin İran’daki demokratik Musaddık rejimine karşı düzenlediği darbeyi anlatan, ‘Şahın Bütün Adamları.’ 
Ayrıca dünyanın çeşitli ülkelerindeki Amerikan destekli darbeleri anlatan bir kitabı da çıktı ve artık ilerici hocalar tarafından siyasal tarih derslerinde ders kitabı olarak okutuluyor.
İşte bu Kinzer, Türkiye’deydi ve buradan sonra İran’a gidiyordu. Seçimler için değildi gidişi, ama siyasi tarihe meraklı bir gazeteci olarak orada unutulmaz günler yaşadığını tahmin edebiliyorum.
Özellikle, seçimlerde hile yapıldığını iddia eden ‘reformcu’ Mir Hüseyin Musavi’nin, kimi protestocularca Kinzer’in kahramanlarından Musaddık’a benzetilmesi eminim yüreğini hoplatıyordur.
Kinzer, İran’ı molların despotizmine sürükleyen yolun Amerikan darbesi ile başladığına ve
Amerika’nın daha sonra yaptıklarıyla neredeyse kaçınılmazlaştığına inanıyor. Bu nedenle günümüzdeki bunalımda Washington’ın takınacağı en doğru tutumun İran’daki olaylara hiçbir şekilde müdahale etmemek olduğu kanısında.
Dün Guardian gazetesinde çıkan yorumunda şöyle diyor:
“ABD, İran’daki baskı rejiiminin tohumlarını 1953’te Musaddık’ı devirerek attı, sonra da 1980’lerde İran-Irak savaşında Saddam Hüseyin’e verdiği cömert askeri yardım sayesinde döktüğü kanla besleyip büyüttü. ABD’nin İran’daki protestoculardan yana müdahalede bulunmasını isteyen Washington’daki militanlar ya tarih bilmiyorlar, ya da İranlıların geçmişi unuttuklarını sanarak kendilerini aldatıyorlar. İşin garibi, tam da bu insanların bir
kısmı geçen yıl ABD’nin İran’ı bombalamasını istiyorlardı. İstedikleri gerçekleşseydi bugünün protestocularından bazıları ölmüş olacaktı.”
Neyse ki, yeni Başkan Obama, Kinzer’in İran’la ilgili kitabını okumuşa benziyor.
Umarım Türkiye ile ilgili kitabının yeni baskısını da okur. Çünkü Kinzer ayrıldıktan sonra gelen New York Times muhabirleri eski beylik plakları çalmaya koyuldular ve Kinzer’ın üç boyutlu Türkiyesi’nin yerine ABD elitlerinin iki boyutlu beklentilerini koydular.
Hele son muhabir Sabrina Tavernise, Türkiye’de asıl mücadelenin ‘baskıcı laiklerle demokrat Müslümanlar’ arasında olduğu masalını, allayıp pullayarak Bush döneminin ‘ılımlı İslam ülkesi Türkiye’ imajına katkıda bulundu.
Umarım şimdi İran’da değildir. Umarım Amerikalılar İran’ı anlamak için onun gibilere değil, Kinzer gibilerine kulak verirler.