Nedim Şener'e borcum var

Belki başkaları fark etmiyor, ama Nedim Şener'le her karşılaştığımda mahcubiyetimden yüzüm kızarıyor. Çünkü ona bir kitap borcum var ve yıllardır yerine getirebilmiş değilim.

Belki başkaları fark etmiyor, ama Nedim Şener’le her karşılaştığımda mahcubiyetimden yüzüm kızarıyor. Çünkü ona bir kitap borcum var ve yıllardır yerine getirebilmiş değilim.
Dün Beşiktaş’ta İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması vardı. Gazeteci dostları, arkadaşları, basın örgütlerinin temsilcileri, ifade özgürlüğü konusunda hassas aydınlar, Hrant Dink’in yakınları ve avukatları, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, artık partisiz olan parlamenter Ufuk Uras, Anadolu’daki hoşgörüsüzlük araştırmasında Nedim’le çalışmış olan Prof. Dr. Binnaz Toprak oradaydı.
Ben de oradaydım ve o mahcubiyet duygusunu bir kez daha hissettim.
Elbette biliyorsunuz, Nedim Şener genç kuşağın en iyi soruşturmacı gazetecilerinden birisi.
Haberciliğin bu en zor kulvarında Uğur Mumcu çizgisini sürdürüyor. Belki kalemi Uğur Mumcu kadar keskin değil, ama onun gibi bir belge kurdu; dosya değerlendirmekte, verileri yan yana koyup anlamlandırmakta ve küçük ayrıntılardan büyük sonuçlara gitmekte ondan geri kalmıyor.
Ne demek istediğimi merak edenlere dava konusu olan ‘Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabını okumalarını tavsiye ederim.
Mahcubiyet nedenine gelince: En güçlü kişilerin çevirdikleri dolaplara ilişkin haberler araştırıp kitaplar yazarak yaşayan Şener, sık sık mahkemelere düşüyor.
Orada savcılar ve yargıçlar ona “Nedim bey, niçin hep böyle haberler yapıyorsunuz, daha hafif, daha eğlenceli başka konular yok mu?“ diye soruyorlarmış.
Bunun üzerine o da, dünya haberciliğinde böyle bir uzmanlık alanının bulunduğunu, buna soruşturmacı-araştırmacı gazetecilik dendiğini, kendisinin de bu kulvarda koştuğu için bu türden haberler yaptığını söylüyormuş.
Ama inandırmakta pek başarılı olamıyormuş.
İşte bu yüzden, Nedim Şener bundan üç yıl kadar önce İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 10 yıldır verdiğim ‘Soruşturmacı Gazetecilik’ dersine konuk konuşmacı olarak geldiğinde şöyle demişti:
“Hocam, ne olur bu konudaki notlarınızı kitap olarak toplayın ki bundan sonra savcılığa ya da mahkemeye düştüğümde götüreyim ve yaptığım işin bir gariplik ya da sapıklık olmadığını anlatabileyim. Onlara ‘Bakın, bu konunun üniversitelerde okutulan bir ders kitabı bile var!’ diyebileyim.”
İstediğini yapacağıma söz verdim. Ama ne yazık ki araya başka şeyler girdi ve çoğunluğu yazılmış olan o kitabı bir türlü çıkaramadım.
Bu arada bizim dürüst ve cesur soruşturmacı gazeteci mahkemelere düşmeye devam etti.
Dün mahkemeye yazılı savunmasını verirken yüzüm bir kez daha kızardı. O dosya içinde benim kitabın da bulunabileceğini düşündüm.
Artık bir dahaki sefere mi diyelim!