Niçin nal topluyoruz?

Ülkelerin basın ve ifade özgürlüğünün durumunu izleyen uluslararası uzman kuruluşlar vardır. Yıllık raporlar yayımlarlar.

Ülkelerin basın ve ifade özgürlüğünün durumunu izleyen uluslararası uzman kuruluşlar vardır. Yıllık raporlar yayımlarlar. Bu raporlarda Türkiye’nin yeri hep çok arkalarda olur. Kuzey Kore, Suudi Arabistan, Sudan gibilerin olduğu son öbekte değilse bile, onun hemen üstündeki öbekte yer alır.
Ben şunca yıldır bu raporları izlerim, Türkiye’nin ‘yarı özgür’ öbeğinden çıkıp ‘tam özgür’ öbeğine girdiğini görmedim. 
Bu raporları okuyunca pek çoğumuz utançtan çok öfke duyarız. Bu kadar gerilere konmamızı ‘Türkiye’ye yönelik malum önyargılar’la açıklamaya çalışırız.
Öyle ya! Gazetelerimiz Başbakan’ı ve hükümeti eleştiren yazılarla doludur.  Ülkede basın özgürlüğünün bol bol bulunduğunun bundan iyi kanıtı olabilir mi!
Derken içerden bir rapor çıkagelir ve size “Dur yahu, galiba adamlar o kadar da haksız değil!” dedirtir.
Türkiye Gazeteciler Sendikası’nca hazırlanan ‘Basın Hakları İhlalleri İzleme Raporu’ gibi. Deniz Tatarer’in dün Cumhuriyet’te yayımlanan haberi Türkiye’nin bu evrensel yarışta niçin nal topladığını açıklayan istatistiksel bilgilerle dolu.
1 Ocak-30 Nisan dönemini kapsayan rapora göre,  o sözümona düzeltilmiş TCK 301’den tam 719 dosya Adalet Bakanlığı’na gönderilmiş ve Bakan 73’ü için soruşturma izni vermiş.
Yani, tam 719 kez bir yerde savcılar, birilerinin kendilerini ifade ederken Türk milletini, devletini ya da onun kurumlarını aşağıladığı sonucuna varmışlar ve hazırladıkları dosyayı Adalet Bakanı’na göndermişler.
Onca gürültü patırtıdan sonra yapılan ‘düzeltme’ye(!) göre, soruşturma ya da koğuşturma ancak Adalet Bakanı’nın izni ile başlıyor.
Adalet Bakanı tam 73 kez ‘Evet’ demiş. Neye göre demiş, ne gibi ölçütler kullanmış, siyasi ve ideolojik ayrımcılık yapmış mı yapmamış mı, o ayrı mesele.
Söyler misiniz bana, basın ve ifade özgürlüğünde ileri gitmiş herhangi bir ülkede bu kadar kısa bir sürede bu kadar dosya açılabilir mi?
Bu kadar çok insanın düşünce ifadesi nedeniyle
hapse atılmak istendiği bir ülkenin basını özgür sayılabilir mi?
Rapor buna benzer rakamlarla devam ediyor. Bunların en kabası, 1631 internet sitesine erişimin engellenmiş olması. Bu alanda da yüz kızartıcı rekorlar kırmaya devam ediyoruz.
Bunlara pek çok gazetecinin telefonunun dinleniyor olmasını, özel notlarına el konulmasını, ülke Başbakanı’nın belirli gazetelere karşı boykot çağrısı yapmasını, muhalif basına uygulanan vergi cezalarını ve Maliye baskısını ekleyecek olursanız ortaya hiç de hoş olmayan bir manzara çıkar.
O zaman, belki de, basın ve ifade özgürlüğü sıralamalarında nal toplamamızın nedeninin ‘malum önyargılar’dan çok ‘malum çifte standartlar’ olduğu anlaşılır.
Başkalarının değil, ülkeyi yönetenlerin çifte-standartları!