Nokta'daki günlüğü üzülerek okudum

Nokta dergisinin son sayısında yayımlanan ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günceye farklı kesimlerden farklı tepkiler gelecektir.

Nokta dergisinin son sayısında yayımlanan ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günceye farklı kesimlerden farklı tepkiler gelecektir. Benimkisini özetleyeyim: Üzüntü. Şunca yıllık tuzlu deneyim ve acı dersten sonra hâlâ demokrasiye güvenmememizin verdiği üzüntü. Bunu, halkımızın demokrasiyi becerebilme yeteneğine bir türlü güvenmememizin verdiği üzüntü olarak da okuyabilirsiniz.
Geçenlerde pek fazla tanımadığım ama iyi eğitimli olduğunu anladığım bir bayan komşum dehşet içinde yanıma yaklaştı ve:
"Haluk bey, durum çok kötü, son kaleyi de ele geçirecekler, çok korkuyorum" dedi.
Belli ki, cumhurbaşkanlığı seçiminden söz ediyordu. Ona:
"Niçin son kale olsun, sonra orayı ele geçirseler bile altı ay sonra seçim var. Sizin gibi düşünen herkes çalışır didinirse, onlardan olmayanların seçimleri kazanması sağlanabilir.
O kale de kendiliğinden etkisizleşmiş olur" dedim.
Pek ikna olmamıştı.
Dudağını bükerek uzaklaştı.
Ben, aylardır yazdığım gibi Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı konusunda tamahkârca davranmasının büyük bir basiretsizlik olacağına inanıyor, milletin geniş bir bölümünün üzerinde uzlaşabileceği bir aday bulmanın daha doğru olacağını yazıyorum.
Ama, diyelim ki öyle oldu; Erdoğan öyle yapmaması için o kadar güçlü nedenler varken tamahkârlık etti ve kendisini cumhurbaşkanlığına atadı.
Oyun bitmiş mi olacaktır?
Tam tersine, oyun belki de asıl o zaman başlayacaktır.
Demokrasinin o güzel tanımını bir kez daha hatırlayalım: Demokrasi her zaman en doğru kararların alındığı değil, alınan yanlış kararların düzeltilebilmesi için gerekli mekanizmaların bulunduğu sistemin adıdır.
Bu mekanizmaların en önemlisi, kuşkusuz, halkın hakemliği ya da sandıktır.
Ancak başka denge araçları ve frenler da vardır.
Bu nedenle, demokrasi bazen sorunmuş gibi görünse de, aslında insanlığın siyasal sorunların çözümü için bulduğu en iyi çözümdür.
Beni üzen de bu: Şunca yıllık deneyim ve derse rağmen demokrasiyi hâlâ bir çözüm olarak görmememiz. İşler biraz sarpa sarınca hemen darbelerden, muhtıralardan, dayatmalardan medet ummamız. Niyetimiz ne olursa olsun, bunu yaparak demokrasi makinesinin çarklarını paramparça etmemiz.
En çok da, bazı 'sol' aydınların demokrasi düşmanlığının ideolojik altyapısını hazırlamak için canla başla uğraşmalarına üzülüyorum.
Ne biçim solculuksa, hemen moralleri bozuluyor, hemen kestirme yol aramaya başlıyorlar, hemen halktan ümidi kesiyorlar.
Oysa toplumdan gelen sinyaller çok farklı biçimlerde de okunabiliyor: 2007 seçimlerinde, o çok korkulan AKP iktidarının en parlak dönemi sona erecek, ortaya DTP'lilerle birlikte beş partili bir yapı çıkacaktır. Ufukta koalisyon vardır. AKP'lilerin tek başlarına Anayasa'yı değiştirebilecek bir çoğunluk sahibi oldukları 'altın dönem' geride kalmıştır.
Eğer yeterli fırsat tanınırsa, darbelerin yapamayacağını, halk oylarıyla yapacaktır.