Obama ve korku toplumu

Bizim kültürümüzde 40. güne önem verilir. 'Kırkı çıkmak'tan söz edilir. Amerikan siyasal kültüründe ise 100. gün kritik bir dönüm noktası sayılır.

Bizim kültürümüzde 40. güne önem verilir. ‘Kırkı çıkmak’tan söz edilir. Amerikan siyasal kültüründe ise 100. gün kritik bir dönüm noktası sayılır.
Niçin böyle olduğunu soracak olursanız, ‘Medya öyle istediği için’ diyebiliriz. Yol boyunca kilometre taşları koymazsanız hayat fazlasıyla tekdüzeleşiyor. Kişisel düzeyde de böyle bu.
Siyasi tarih açısından da önemli kuşkusuz 100. günler. Yönetimlerin yola çıkış hızını, azmini, rengini ortaya koyabiliyor.
Örneğin, John F. Kennedy’den sonra Başkan olan Lyndon Johnson ırksal eşitlik ve yurttaşlık hakları alanında dev adımlarını ilk 100 günde atmıştı.
1929 Büyük Depresyon’undan sonra iktidara gelen F. D. Roosevelt de ilk 100 günde aldığı ekonomik önlemler ve çıkardığı yasalarla tarihe damgasını basmıştı.
Dün Barack Hussein Obama’nın göreve gelişinin 100. günüydü. Amerikan medyası ilk 100 günün değerlendirmesini yapıyor. Sağcı Cumhuriyetçiler mırın kırın etse de, büyük çoğunluk genç Başkan’a geçer not vermekte...
Halk da onlarla aynı fikirde. Obama’nın yönetimine olumlu puan verenlerin oranı yüzde 70’e yaklaşıyor. George W. Bush’un yerlerde sürünen rakamlarından sonra çok parlak notlar bunlar...
Bizde siyasetçiler iktidara geldiklerinde enkaz devir aldıklarından söz ederler. Bu her zaman doğru değildir. Oysa, Obama selefinden gerçekten bir enkaz devir almıştı.
Bunu söylerken yalnızca ekonominin içine düştüğü içler acısı durumu kastetmiyorum. Evet, Bush’un gemlerini iyice boşalttığı tamahkârlık kültürü yalnızca Amerikan değil dünya ekonomisinin de zıvanasından çıkmasına neden olmuştu ama, bence bunun neden olduğu sosyal bölünmüşlük tablosu daha bile vahimdi.
Geçen yıl bu aylarda ABD’den gönderdiğim yazılarda kaç kez değindim: Çeyrek yüzyıllık neo-liberal politikalar sonucu morali ve dengesi bozuk bir topluma dönüşmüştü Amerika.
En kötüsü, Amerika’yı Amerika yapan liberal değerlerinin tahrip edilmesi ve 11 Eylül bahane edilerek ülkenin bir korku toplumuna dönüştürülmüş olmasıydı.
İnsanlar hiçbir somut suçlama olmaksızın aylarca hatta yıllarca hapiste tutulabiliyordu. Telefon dinlemeleri sıradan olaya dönüşmüştü. İnternet gözetim altındaydı. Yurttaşların kütüphanelerden ödünç aldıkları kitapların listesi güvenlik güçlerince istenebiliyordu. Acımasız sorgulama yöntemleri ya da işkence alıp yürümüştü.
Korku toplumu atmosferini canlı tutmak için sürekli yeni bahaneler uyduruluyor, sık sık gerçek ya da mevhum saldırı planlarından söz ediliyordu.
Başta Fox Televizyonu olmak üzere sağcı basının çoğu ‘öcü’yü ayakta tutma görevini canla başla yerine getiriyordu.
Bence Obama’nın ilk 100 gününe bakarken her şeyden önce korku toplumu sendromuna karşı neler yaptığına bakmak gerekir.
Obama bu yönde önemli bazı adımlar attı. Örneğin Guantanamo hapishanesinin kapatılmasına karar verdi. İşkence ve sorgu yöntemleriyle ilgili bazı açıklamalar yaptı. Amerikan ordusunun önümüzdeki bir buçuk yıl içinde Irak’tan çekileceğini açıkladı...
Onun adaylığını kuvvetle destekleyenler daha fazlasını yapabileceğini ve yapması gerektiğini söylüyorlar.
Gene de Obama’nın iyi bir 100 gün geçirdiği kabul ediliyor.
Yalnız dikkat: Bazen Obama ile kıyaslanan John F. Kennedy’in ilk 100 günü Küba’ya yapılan başarısız Domuzlar Körfezi çıkartmasıyla lekelenmişti. Acaba Obama’nın ki de Domuz Gribi’nin kurbanı olur mu?