Obama'nın Amerika'sı

Geçen hafta Amerika'daydım. Tam yarım asırdır gidip geldiğim, değişimlerini anlamaya çalıştığım bu büyük ülkeyi orta sınıfının tam ortasından gözlemleme fırsatım oldu.

Geçen hafta Amerika’daydım. Tam yarım asırdır gidip geldiğim, değişimlerini anlamaya çalıştığım bu büyük ülkeyi orta sınıfının tam ortasından gözlemleme fırsatım oldu.
Birbuçuk yıl aradan sonra gördüklerimden ve duyduklarımdan ürktüğümü itiraf etmeliyim.
Uzun ırkçılık geçmişinin ardından bir siyah
adamı Cumhurbaşkanı seçmiş olmanın demokratik kıvancıyla rahatlamış bir ülke bulacağımı sanıyordum. Hiç de öyle olmadı. Tam tersine, daha da gerilmiş ve bölünmüş bir ülke çıktı karşıma.
Belli ki, Amerikan toplumunun güçlü bir kesimi (sağcı beyazlar ve Cumhuriyetçiler diyelim onlara) Obama’yı kabul etmekte büyük zorluk çekiyor. Bunu görmek için o kesimden birkaç kişiyle konuşmak, okudukları gazetelere göz atmak ya da dinledikleri radyo programlarına kulak vermek yeterli...
Başka konularda gayet mantıklı olabilen insanların söz Obama’ya geldiğinde ilkel bir irassyonalizme teslim olduğunu görüp şaşırıyorsunuz. Sanki bir ‘düşman’dan söz ediyorlar. Nefret kokusu geliyor burnunuza.
Sağcı medya ve köktenci kiliseler tarafından gece gündüz beslenen kin ve nefret...
Aslında Avrupa ölçülerine göre son derece makul sayılması gereken Sağlık Sigortası tasarısı konusundaki tartışmanın bu kadar sert geçmesinin asıl nedeni de bu. Bu kesim, içeriği ne olursa olsun, Obama’nın bu mücadeleyi kaybetmesini istiyor. Her konudaki mücadeleyi kaybetmesini istiyor...
Obama’nın her ‘başarısızlığı’ bu kesimde sevinç dalgalarına yol açıyor. Obama kazanmasın da
ne olursa olsun!
Ekonomik krizin süren etkileri, yaygın işsizlik ve güvensizlik, bu azgın azınlığın borusunu öttürmesini kolaylaştırıyor.
İrrasyonalizm dedim. Bir örnek vereyim. Bir taşra kentinde, oranın ölçülerine göre başarılı sayılabilecek bir işadamı ile konuşuyorduk. Obama’nın ABD’yi adım adım ‘sosyalizm’e (ki onlara göre ‘veba’ gibi bir şey bu) sürüklediğinden söz ediyordu. Örnek istedim.
“Kimin kaç para kazanacağına hükümet ne karışır! Hükümet artık buna bile karışmaya başladı” dedi.
Meğer Obama yönetimi kurtarılmış banka ve şirketlerin yöneticilerine verilen fahiş ikramiyelere sınırlama koymuş. Amacı yurttaşın vergilerinden gelen paranın tamahkâr ve insafsız şirket yöneticileri tarafından yağmalanmasına engel olmakmış.
Düşünün, bu bile sosyalizme giden bir adım olarak görülebiliyor.
Sağlık sigortasına karşı çıkışlarının nedenini sorduğumda aldığım yanıtlar ‘Çalışmayanın sigorta primini niçin ben ödeyeyim’ ilkelliğindeydi.
Amerikan halkının çoğunluğu, kuşkusuz, Demokrat Parti’ye ve Obama’nın fikirlerine böyle bakmıyor. Gene de, Obama’nın kamuoyu desteği gittikçe düşüyor.
Radikal sağ kürsüyü ele geçirmiş olmanın küstahlığı içinde sesini yükselttikçe yükseltiyor.
Bunun zamanla karşı cenahta da bir çeşit radikalizme yol açması kaçınılmaz. Hakarete katlanmanın da sınırları vardır. Hele hakaret ırkçılık sınırlarını zorluyorsa...
Bu sağlıksız ortamda insan sormadan edemiyor:
“Ya Obama’ya bir şey olursa?”