Oğuz Atay'la bir gece

Oğuz Atay'la gecenin ileri saatlerinde Sıraselviler'deki ünlü kulüpte buluştuk. Gecenin geç saatlerine kadar baş başa içtik ve konuştuk 40 yıllık dost gibi.

Oğuz Atay'la gecenin ileri saatlerinde Sıraselviler'deki ünlü kulüpte buluştuk. Gecenin geç saatlerine kadar baş başa içtik ve konuştuk 40 yıllık dost gibi. Daha önceden tanışmışlığımız olduğunu sanmıyorum, bizi tanıştıranın da Halit Refiğ olduğuna eminim.
Oğuz Atay'ın 'Günlük'ünden çıkardığıma göre 1975 yılının nisan ayının ortalarında olmalı. Birkaç gün sonra bir televizyon programında Halit Ziya'nın romanları üzerine söyleşi yapacağız. Oğuz Atay, Halit Refiğ ve TRT'den ben. Halit Refiğ'in çektiği 'Aşk-ı Memnu' dizisi gösterime başlamadan önce Halit Ziya'nın döneminden, kişilerinden, duyarlıklarından söz edeceğiz. Söz edeceğiz ki, dizide anlatılan 'yasak aşk' bir bağlam içinde anlaşılsın. Daha doğrusu, yanlış anlaşılmasın.
Burası o zaman da Türkiye. Tuhaf korkular ülkesi. (Sonradan hiç aklımızdan bile geçmeyen olacak ve bu dizi yüzünden Ağır Ceza'da yargılanacağız!)
Söze Halit Ziya ve 'Aşk-ı Memnu' ile başlamış olmalıyız ama onun dışında pek çok şey konuştuğumuza eminim.
Birbirimize memleketin gidişatıyla ilgili kaygılarımızı anlatmış olmalıyız. Ben Ankara'dan geliyordum. Siyasetin göbeğinden.
İşler iyi gitmiyordu. Zaten aydınlar için işlerin hemen hiç iyi gitmediği bir yerdi Türkiye.
Tam iyi gitmeye başladı derken bozuluverdiği bir yer...
Bazen çok kötü gittiği zamanlar da oluyordu, 1975 yılının nisan ayı gibi. Birinci Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmak üzereydi. Demirel başbakan, Erbakan ve Türkeş başbakan yardımcısı... Korku filmi gibi...
Altı ayda güvenoyu alamayan Sadi Irmak hükümeti dokunmadı, ama bu sağcı koalisyon İsmail Cem'i asla genel müdürlükte tutmaz, bizi de TRT'de. Oysa ektiğimiz tohumlar daha yeni filiz veriyor. 'Aşk-ı Memnu'nun ardından diğer ustaların yaptıkları geliyor. Daha neler neler var.
Ama hayır, yalnızca 500 gün önce geldiğimiz Ankara'da tutunamıyoruz. TRT'nin sinemacılarla, yazarlarla, aydınlarla barışıp birlikte iş yaptığı parlak dönemin sonu geliyor.
Sokaklarda ilk silahlar patlamaya başlamış.
12 Eylül'e doğru giden kâbus senaryosunun başlarındayız.
O gece diğer aydınlardan, dar kafalı solculardan şikâyet etmiş olmalıyız. Oğuz Atay bir akademisyen aynı zamanda; çalışkanlığı onu sabahlara kadar meyhane meyhane dolaşan ve hiçbir şey üretmeyen bugün takımından ayırıyor. Televizyon programına çıkacağı için Halit Ziya'nın romanlarını bir daha okumuş, notlar çıkarmış...
Büyük gözlerinin ta içinde derin bir hüzün var. Belki öfkeyle karışık.
Yazdıkları beklediği ilgiyi görmemiş, kırık bir yazar. Kendisini de, kahramanları gibi, 'tutunamayanlar'dan sayıyor...
Ölümünden 30 yıl sonra onun edebiyatımızın en iyi tutunanlarından biri olduğunu biliyoruz.
Hamiş: Yazımın başında sözünü ettiğim program mutlaka TRT'nin arşivindedir. Oğuz Atay'ı ve Halit Ziya'yı andığımız bu günlerde çıkarıp göstermenin tam zamanı değil midir?