Orta sınıfın itirazı

2007 yılı ilkbaharında Türkiye'de olanı ve oluşmakta olanı iyi anlayabilmek için önceki gün Çağlayan meydanından taşan milyonları iyi çözümlemek lazım.

2007 yılı ilkbaharında Türkiye'de olanı ve oluşmakta olanı iyi anlayabilmek için önceki gün Çağlayan meydanından taşan milyonları iyi çözümlemek lazım. Çok yakın tarihlere kadar üretilen siyaset senaryolarında pek de adı geçmeyen çoğu kadın ve genç bu insanlar kimdi, niye oradaydılar, ne istiyorlar?
Keşke elimizde sıcağı sıcağına yapılmış meydan anketleri olabilseydi...
Ben kendi ufak çaplı yoklamamdan şunları anlıyorum:
1) Bu büyük kalabalığın büyük bir kısmı hayatında ilk kez siyasal bir 'eylem'e katılmaktaydı. Kalabalıklarla bir olmanın, yalnız olmadığını hissetmenin hazzını ilk kez o gün yaşadılar. 'Etken'leştiler.
2) Bu kalabalık kırmızı bayrak rengi hâkim olsa da, bir gökkuşağı kadar çok renkliydi. Çok farklı yerlerden geliyorlardı: Üzerinde anlaştıkları bir ana nokta vardı: Laikliğin ve hayat tarzlarının tehlikede olduğu algılaması. Yaklaşımlar ve çözümler konusunda ise çok farklıydılar.
Yeri gelmişken söyleyeyim: Bu görkemli kalabalığa faşizan güruh muamelesi yapanlar, onları küçümseyenler olayı anlamadıkları gibi kendi bindikleri dalı da kesiyorlar. Daha önce de yazmıştım: Bu seçim yılında yapılabilecek en büyük siyasal hata bu gocunmuş ve gücenmiş kalabalıkları demokratik kanallara çekmek yerine itip kakarak, altın tepsi içinde aşırılara servis yapmak olur. AKP'ye itiraz hareketinin merkezindeki 'ultra' çekirdek daha Tandoğan'dayken aşılmıştı, İstanbul'da iyice koptu.
3) Karşımıza çıkan, Cumhuriyet'in bin bir çaba ve emekle yetiştirdiği orta sınıfların AKP'ye itirazıdır! Nesine mi itiraz ediyorlar AKP'nin: Kendilerini dışlamasına, yokmuş muamelesi yapmasına, Türkiye'lerini babalarının çiftliğiymiş gibi idare etmesine! AKP yönetiminin ve özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı seçiminde takındığı, 'Bu bizim işimiz, bizden başka kimse karışamaz!' tavrı dışlanmışlık duygularının koyulaşmasına yol açtı. Eşi türbanlı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi yaranın üzerine tuz biber ekti.
Evet, Türk orta sınıflarının AKP iktidarına temel itirazları yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla ilgilidir. Yapmadıklarıyla, yani onlara danışmadıklarıyla, kaale almadıklarıyla, görmezden geldikleriyle...
Ve tabii yapabilecekleriyle. Mitinge katılmışlardan genç bir kadına sordum:
"Niçin korkuyorsun? Ne yapabilirler ki?"
"Cumhurbaşkanı da onlardan olursa her şeyi yapabilirler. Her şeyi!"
Algılama budur.
Milliyet gazetesi yorumcusu Taha Akyol 'Mitingler ve orta sınıf' başlıklı dünkü yazısında AKP'yi destekleyenler için şöyle diyor:
"Onlar da Cumhuriyet elitleriyle eşit vatandaş olmayı talep ediyorlar... Belli ki, 'Beyaz Türkler' zencilerle eşitliğe pek de razı görünmüyor."
Bence, Akyol'un saptaması 2002 için doğru olsa da bugünü açıklamakta yetersiz kalıyor.
Çünkü köprülerin altından sular aktı, şimdi bir sonraki karedeyiz. Bu kez kendisini dışlanmış gören, zencileşme sürecine girdiğini düşünen Akyol'un 'Beyaz Türkler' dedikleridir!
Düşünsenize, onlara açık açık 'Artık cumhurbaşkanı olamazsınız!' deniyor. Nasıl mı deniyor? Önce Bülent Arınç'ın ağzından cumhurbaşkanı olmanın koşulları arasında 'dindar'lık sayılarak deniyor. Bu kesim burada kastedilen dindarlığın inanmışlık değil, onların istediği türden bir sofuluk olduğunu biliyor.
Aslında orta sınıfı gocunduran bu dışlayıcılığın AKP iktidarıyla güveni artmış olan İslami kesimin bir bölümünde iyice yaygınlaştığı anlaşılıyor. Yeni çıkan İslamcı bir dergide o kesimin teorisyenlerinden olduğu anlaşılan Kazım Sağlam, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesine kesin gözüyle bakılan günlerde yapılan görüşmesinde durumu Arınç'tan bile net olarak dile getiriyor:
"80 yılda bitti bu dindışılık, ötesi yok. Özal, Menderes'ten daha Müslüman'dı; Erdoğan, Özal'dan daha Müslüman. Bundan sonra gelecek adam en az Tayyip Erdoğan kadar Müslüman olacaktır; başka şansı yoktur, geri dönüşü olmaz." ('Renkli', sayı 1, s. 13)
Orta sınıfın itirazı işte bu kibredir. Göreceksiniz, AKP'nin gereken sinyalleri vermemesi halinde, bu itiraz kabarıp büyüyecektir. Ok yaydan çıkmıştır.
Hangi kesimden olursa olsun samimi demokratların görevi, bu itirazı demokrasi kanallarından ufka yürütmek, ama asla darbe çağrıcılarına çerez etmemektir!