Ortadoğu'ya dönüş

Bir haftanın manşetlik haberlerine bakarak şu kesin sonuca varabiliriz: Bir süredir tahmin edilen gerçekleşmiş, Türkiye'nin Ortadoğu'ya dönüşü tamamlanmıştır!

Bir haftanın manşetlik haberlerine bakarak şu kesin sonuca varabiliriz: Bir süredir tahmin edilen gerçekleşmiş, Türkiye’nin Ortadoğu’ya dönüşü tamamlanmıştır!
Başbakan dün Bağdat’taydı, birkaç gün önce Suriye ile vizeyi kaldıran anlaşmalar imzalandı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Ortadoğu başkentleri arasında mekik dokuyor...
Giriş cümlesini, ‘iyisiyle kötüsüyle’ diye nitelemem gerekirdi. Çünkü bu dönüşün açtığı yeni ufuklar olduğu gibi kurduğu tuzaklar da vardır. Kazançlarının yanı sıra, ciddi rizikoları da olacaktır.
Türkiye’nin Ortadoğu’ya dönüşünü iki faktör kolaylaştırdı:
Birincisi, kuşkusuz, Türkiye’yi şu anda yönetmekte olan ekibin kültürel olarak kendilerini Ortadoğu ortamına daha yakın hissetmeleri. Cumhurbaşkanı Gül olsun, Başbakan Erdoğan olsun, Dışişleri Bakanı Davutoğlu olsun kendilerini Paris’te bir kafede değil, Cidde’de ya da Şam’da bir cami avlusunda ya da alışveriş merkezinde daha iyi hissediyorlar.
Daha ‘oralı’, daha ‘rahat’, daha ‘evinde’ de diyebilirsiniz.
Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti’ni bugüne kadar yönetmiş kadrolardan çok farklılar:
Bırakın Atatürk’ü ve İnönü’yü, Bayar, Menderes, Zorlu, Demirel kendilerini bir Batı başkentinde, örneğin Londra’da, bir Ortadoğu kentine kıyasla daha rahat hissederlerdi.
Bu ekibe daha yakın olan Özal’ın kendisini en iyi hissettiği yer ise Amerikan ‘shopping mall’larıydı.
Bunu normatif bir değerlendirme olarak değil, nesnel bir gözlem olarak söylüyorum.
Kültürel yakınlık, bu ekibin Ortadoğu’da iş yapmasını kolaylaştırıyor. Ama, klişe tabirle, ‘Ortadoğu bataklıklarına’ çekilme tehlikesini de artırıyor.
Türkiye’nin Ortadoğu’ya dönüşünü hızlandıran ikinci faktör, gene kuşkusuz, başta Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı takındığı itici ve incitici tavırdır. 500 yıldır Avrupa tarihinin bir parçası olan Türkiye’ye yabancı muamelesini reva görenler çok ayıp etmektedir...
Şu esriklik günlerinde Ortadoğu’ya dönüşün açtığı kapılardan ve yarattığı fırsatlardan söz eden çok. Buna karşılık, Ortadoğu’nun tehlikelerinden söz etmek artık demode sayılıyor.
Örneğin şu soru sorulmuyor: Ortadoğu’nun son 60 yıldır hiç savaş kaybetmemiş güçlü ordusuyla yapılan geleneksel manevraları iptal edip, gene o bölgenin  60 yıldır hiç zafer kazanmamış zayıf ordusuyla manevra yapmayı tercih etmenin bir kaybı olmaması mümkün müdür?
Ortadoğu’nun tehlikelerinden söz ettim. İnanmayanlara, Irak Başbakanı Maliki’nin Suriye hakkında söylediklerine kulak vermelerini öneririm. Maliki’ye göre, Suriye sürekli yalan söyleyen, El Kaide’yi destekleyen, ‘inkârcı’ ve tehlikeli bir devlettir. Maliki’nin iddiaları, doğruysa, iki ülke arasında çok kötü şeyler olabilir. Türkiye kendisini taraf olarak bulabilir.
Eskileri o kadar küçümsemeyin: Ortadoğu bir gül bahçesi değildir...