Otobüs devrilmeden

Bulunduğumuz durumu son haftalarda sık sık kullandığım bir benzetmeyle bir kez daha hatırlatayım:</br>Cumhurbaşkanlığı seçimi yolculuğunun son virajında Başbakan Recep Tayyip...

Bulunduğumuz durumu son haftalarda sık sık kullandığım bir benzetmeyle bir kez daha hatırlatayım:
Cumhurbaşkanlığı seçimi yolculuğunun son virajında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın frene basmak yerine gaz vermesiyle yoldan çıkan siyaset otobüsü iki tekerlek üzerinde savrula savrula ilerlemeye devam ediyor. Bu arada karşısına ne çıkarsa şöyle bir vurup geçiyor ama, şükürler olsun, henüz devrilmiş değil. Ne var ki, Ankara'da başta şoför olmak üzere birileri aklını başına toplayıp gerekenleri yapmazsa bu feci sonuç gittikçe daha olası hale gelecektir.
Tüm siyasal aktörlere hatırlatma: Birinci öncelik, demokrasinin böyle bir çapışmadan korunmasıdır. Bu hedef her türlü özveriye değer.
Demokrasi, zaman zaman sorun gibi görünse de, aslında en iyi sorun çözme yöntemidir. Demokrasi sorunları, birincide çözemezse ikincide, üçüncüde, dördüncüde, eninde sonunda çözer... Yeter ki, işlesin.
2007 yazında Türk demokrasisinin karşısındaki sorunlar
iki öbeğe ayrılabilir: Birincisi, genel seçimler ve cumhurbaşkanı seçimine ilişkin sorunlar; ikincisi, iktidar yapısının parçalanmışlığına, yani kurumlar arasındaki ilişkilere ilişkin sorunlar.
Aslında bu ikisi elbette ilintilidir. Ancak, tek ve aynı şey değildir.
İktidar partisi AKP, 22 Temmuz'da sandıktan çıkacak sonucun, 'milli iradenin', ikinci sorunu da şıppadak çözeceği varsayımıyla hareket ediyor.
Ve kendisini aldatıyor.
Aslında, tam tersi olabilir, ikinci sorun daha da ağırlaşabilir.
Bu ikincinin; yani kurumlar arası parçalanma, bölünme ve hasımlaşma sorununun, seçimlerden ayrı bir sorun olarak ele alınıp tedavi edilmesi kesin bir zorunluluk haline gelmiştir.
Türkiye bu şekilde yoluna daha fazla devam edemez.
Sistem, kendisini oluşturan öğeler arasında bu şiddette karşıtlaşmayı kaldırmaz. Hele savaşa girme olasılığından söz edilen bir dönemde...
Türkiye'nin felaketle terbiye edilmemesini isteyenlerin
bir an önce bencil hırs ve kinlerinden sıyrılıp büyük soruna çözüm aramaları gerekir.
Çözümün, Başbakan Erdoğan'ın pek sevmediği o kelimede, 'uzlaşma'da olduğuna şüphem yok.
(Reformlar da lazım, ama o sonra!)
Bu bağlamda 'uzlaşma', inatlaşmadan vazgeçme, 'Ben sana sandıkta gösteririm!' ya da 'Görelim bakalım, el mi yaman bey mi yaman!' türünden rövanşist meydan okumalardan kaçınma anlamına gelir.
Her rövanş yeni rövanş maçlarına çağrı çıkarır!
'Uzlaşma', aynı zamanda, üslupta uzlaşma demektir. Demokrasi terbiyesiyle dengelenmiş bir üslupta uzlaşma. Böylece gereksiz kavgalar önlenir, gerilim düşer.
Hakaret ederek, arkasından konuşarak, laf sokuşturarak, küserek, kapanarak, susarak demokrasi olmaz. Konuşarak, anlaşarak, uzlaşarak, gerektiğinde geri adım atarak olur.
Tabii, otobüs devrilmeden...