Otobüsten görünüm: Türkiye değişiyor

Hafta boyunca kötümser yazılar yazdım. Ankara'daki gerginlik, askerin durumu, yargının kıstırılmışlığı, dinleme skandalları, partiler arasındaki diyalogsuzluk gibi şeyler bana 'Bu bina, bu sıkleti çeker mi?' sorusunu sordurdu.

Hafta boyunca kötümser yazılar yazdım. Ankara’daki gerginlik, askerin durumu, yargının kıstırılmışlığı, dinleme skandalları, partiler arasındaki diyalogsuzluk gibi şeyler bana ‘Bu bina, bu sıkleti çeker mi?’ sorusunu sordurdu.
Bunların hemen hepsi siyaset sahnesine bakarak sorulmuş sorulardı. Ankara’nın durumu gerçekten iç karartıcı. Ancak, Türkiye yalnızca Ankara’dan, hayat yalnızca siyasetten mi ibaret? Türkiye’ye sosyolojik gözlüklerle, özellikle gündelik yaşam düzeyinde baktığımızda neler görürüz? Aynı derecede kötümser şeyler söyleyebilir miyiz?
Bence, hayır! Türkiye’de gündelik yaşam köklü bir değişim geçiriyor: ekonomik gelişmenin, teknolojik değişimin ve toplumsal çeşitlenmenin etkisi çok belirgin. Bizler o değişimin içinde yaşadığımızdan pek fark edemiyoruz. İnsanın kendi yaşamına dışardan bakabilmesi, kültürünün gözbağlarını atıp çıplak gözlerle bakabilmesi kolay bir şey değil.
Alın size bir örnek. A.A. kaynaklı bu haberi dünkü gazetelerde belki siz de okumuşsunuzdur:
“Aksaray-Ankara seferini yapan bir otobüsteki 20 kişiden aralarında kadınların da olduğu 19 yolcu, ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ dizisini izlemek istedi. Farklı televizyon kanalında yayımlanan ‘Aşk-ı Memnu’ dizisini izlemek isteyen kadın yolcu N.Ş. ile diğer yolcular arasında tartışma çıktı.
Tartışmanın büyümesi üzerine, otobüs şoförünün Kulu makası yakınlarında ‘İsterseniz sizi burada indirip, paranızı iade edebilirim’ dediği N.Ş., bir dinlenme tesisinde inmeyi kabul etti. N.Ş., telefonla güvenlik güçlerini arayarak firmadan şikâyetçi oldu. İstediği dizinin yayımlandığı kanal açılmayınca televizyonun tamamen kapatılmasını istediğini söyleyen N.Ş., ‘Firma yetkilileri çoğunluğun kararının uygulanacağını söylemiş. Bunun üzerine beni otobüsten indirdiler’ diye konuştu.”
Bu haber nasıl değiştiğimizle ilgili olarak o kadar çok ipucu içeriyor ki! Bunlardan bazıları aslında rejim değişikliği kadar önemli şeyler.
Neler mi?
Önce görünmeyen bir şey: Bu otobüste bunlar yaşanırken herhalde sigara içilmiyordu. Bundan
20-25 yıl önce yapılan böyle bir otobüs yolculuğunda eve füme et olarak dönmeniz çok normaldi. Sigaradan kurtuluş uzun vadeli etkileri açısından gerçek bir sağlık reformudur!
İkincisi, otobüsün bir yandan yoluna devam ederken bir yandan televizyon yayınını verebilmesi...
O yıllarda böyle bir şey mümkün değildi. Seçenek de verilmezdi: Teyp açıldığında ‘Kaptan’ın arabesk kasetine mahkumdunuz.
Üçüncüsü, televizyon yayını izlense bile, karşınıza yabancı bir dizi çıkabilirdi. Oysa artık yalnızca kendi dizilerimizi izliyoruz. Türkler, sinema dilini kullanmasını ve seyircileri ekran başına mıhlamasını öğrendiler. Bu mıhlananlar arasında Arap orta sınıfının da bulunması olaya başka bir boyut katıyor.
Dördüncüsü, hangi dizinin seyredileceği konusunda çoğunluğun oyuna uyulması... İsteyenler buna, demokrasi kültürünün tabana inmesi olarak da bakabilirler.
Beşincisi, ‘Aşk-ı Memnu’yu seyretmek isteyip yalnız kalan kadının medeni cesareti... Hem fikrini sonuna kadar savunuyor, hem de gece vakti tek başına otobüsten inmeyi göze alıyor. Artık böyle kadınlar var!
 Altıncısı, inerken kendisine otobüs bileti bedelinin ödeneceğinin söylenmesi. Bu da otobüs firmalarımızın müşteri ile ilişkiler açısından yeni bir düzeye yükseldiklerini gösteriyor.
Özetle: İçimizi kötümserlik dumanlarıyla dolduran Ankara’ya rağmen, Türkiye değişiyor, modernleşiyor, çağdaşlaşıyor.