Paradigma değişimi

Tam alıntıyı bulamadım, ama yeni Amerikan Başkanı Barack Obama ekonomik politikasını anlatırken şöyle bir şey söylemiş: "Piyasaların emrettiğini değil, aklın uygun bulduğunu yapacağız!"

Tam alıntıyı bulamadım, ama yeni Amerikan Başkanı Barack Obama ekonomik politikasını anlatırken şöyle bir şey söylemiş: “Piyasaların emrettiğini değil, aklın uygun bulduğunu yapacağız!”
Bundan beş, hatta bir yıl önce bir Amerikan Başkanı böyle bir şey söylese adamı tefe koyarlardı. Ne cahilliğini, ne özgürlük düşmanlığını, ne de geri kafalılığını bırakırlardı. Piyasa her şeyin en doğrusunu her zaman bilir ve bulurdu. 1929 Büyük Buhran’ından sonra gereken dersler alınmış, tüm koruyucu önlemler sistemin içine yarleştirilmişti. Kapitalizmin yeniden büyük bir bunalım yaşayabileceğinden söz edenler çağı okumaktan aciz dinozorlardı.
Bu Ortodoks liberal kampın, bir de Türkiye şubesi vardı ki küstahlıkta Amerika’dakilerden geri kalmazdı.
Ama bakın Obama ne diyor ve hiçbirinin gıkı çıkmıyor. Çünkü hayat buna müsaade etmiyor.
İnsan düşüncesine egemen olan paradigmaların, film değişir gibi, değişme anları vardır. 2008 yılında öyle bir anı geride bıraktığımızı düşünüyorum.
O paradigma ki, biz dahil hemen tüm dünyaya 30-40 yıl kadar egemen oldu. O değişimi kavradığım anı hatırlıyorum:
1980’lerin ilk yarısında Nokta dergisinin yayın kurulu toplantısındaydık. Neoliberal Özal fırtınası tüm gücüyle esiyor, köprülerin ve hatta hapishanelerin özelleştirilmesinden söz ediliyordu. Dergi sahibi Ercan Arıklı, sol kökenli bir arkadaşımızın sanırım daha fazla devlet müdahalesi isteyen önerisine şu yanıtı vermişti:
“O söylediğinin modası geçti.”
Daha sonra eklemişti: “Demek fikirlerin de modası oluyormuş!”
Bundan önce sol görüşlere yakın duran Arıklı bir anda pek çok kimse gibi ‘yükselen değerler’i seçmişti. Ekonomide her aktörün özgürce hareket edebileceğini savunan yeni paradigma, birçok kişi gibi ona da cazip gelmişti. Ortaya çıkabilecek sorunları Serbest Pazar en doğru şekilde çözüyordu nasıl olsa!
Bütün bunlar aklıma Newsweek Türkiye dergisinin son sayısında ‘TRT satılsın mı?’ başlıklı yazıyı okurken geldi. Baktım, hemen hiç kimse canı gönülden bir şekilde ‘Tabii satılsın!’ demiyor. O yıllarda hiç moda olmayan kamu yayıncılığını savunuyor. 1990’larda olsa böyle mi olurdu?
Dönem ‘deregulation’, yani devlet müdahalesini yırtıp atma dönemiydi. Yayıncılıkta da, ticarette de, bankacılıkta da ‘özgürleşme’ dönemiydi.
Özgürleşe özgürleşe bu noktaya geldik.
Sakın, özgürlüğe ve özgürleşmeye karşı olduğum sonucuna varmayın. Özgürlük insanın yaratıcılığını en üst düzeyde kullanabilmesi için fevkalade gerekli bir şey, ancak onun bile ortak akıl tarafından güdülenmesi gerekiyor. 
Son çeyrek yüzyılda yaşadıklarımızıdan öğrendiğimiz üzere, başıboş bırakılmış özgürlük yalnızca kaosun değil, özgürlüksüzleşmenin de aracı haline gelebiliyor.
Paradigmanın değiştiği noktadayız dedim. Ne var ki, yeni paradigmanın ne olduğu konusunda henüz net fikirler yok. Çağımızın yeni yükselen değerlerinden yalnızca bazılarını biliyoruz: Tutumluluk, tevazu, çevreye saygı, dayanışma... Güdülere değil akla öncelik...
Durun bakalım...