Paranoyak mıyım?

Laiklik konusunda son yıllarda tırmanan endişeleri haksız ve abartılmış bulan iç ve dış çevreler soruyorlar:</br>&quot;Dört buçuk yıldır iktidardalar.

Laiklik konusunda son yıllarda tırmanan endişeleri haksız ve abartılmış bulan iç ve dış çevreler soruyorlar:
"Dört buçuk yıldır iktidardalar. Laiklikle ilgili hangi yasayı değiştirdiler? Neden bu kadar kaygı?"
Bunu söyleyenler, dinsel düzenin Türkiye'ye Anayasa'nın ve yasaların ilgili maddelerinin resmen değiştirilmesiyle geleceğini düşünüyor olmalılar. Oysa tüm gelişmeler, böyle bir düzene geçişi isteyenlerin bu zor işi zamana yayarak ve hiçbir yasanın değişmesine ihtiyaç kalmadan gerçekleştirme stratejisini benimsediğini gösteriyor. Toplumu değiştir, yasalar nasılsa değişir!
Paranoya mı? Belki. Ama ya değilse?
Örneğin, alın dün 'Haber Özel'in Radikal'e de manşet olan Bağcılar Lisesi haberini. Kendinizi o öğrencinin velisinin yerine koyun. Ailenizi 'Atatürkçü' bir aile olarak tanımlıyor ve çocuklarınızın dinsel eğitimini kendi inançlarınıza göre vermek istiyorsunuz. Kızınız devletin resmi lisesine gittiği için içiniz rahat; ama yavrucak birden değişiyor, örtünmeye, gece yarısı kalkıp namaz kılmaya başlıyor. Daha da öteye gidip, sizin kılık kıyafetinize karışıyor, sizi günahkârlıkla suçluyor. Size düşman kesiliyor!
Çocuğunuzun sizden çalındığı duygusuna kapılıyorsunuz.
Araştırınca görüyorsunuz ki, sizin çocuğunuz tek değildir. Okuldaki bazı öğretmenlerin çabalarıyla birçok öğrenci değiştirilmiştir. Okulun bodrum katında gizli bir mescit bile vardır ve okul yöneticileri oraya girip çıkmaktadır.
O ailenin yerinde olsanız, o lisede okuyan çocuğunuz olsa, korkmaz mısınız?
Bu yazıyı Bağcılar'daki Doğan Medya Center'da yazıyorum. Ortam tam 21. yüzyıl. Çevrem bilgisayarlar, cep telefonları ve televizyonlarla dolu. Bu skandalın yaşandığı Bağcılar Lisesi buradan yalnızca bir kilometre mesafede. İstanbul'da güpegündüz bunlar olabiliyorsa ülkenin ücra köşelerinde neler olabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Birkaç gün önce bir dostum telefon etti.
Orta Anadolu ilçelerinden birinde imişler.
Kasaba hoparlöründen sürekli olarak belirli bir gruptan kan arandığı duyuruluyormuş.
Sonunda iyilik yapmak niyetiyle devlet hastanesine gitmişler ve içlerinden birinin (bir kadının!) kanının o gruptan olduğunu söylemişler. Görevli adam kan vermek isteyen kadına bakmış:
"Talimat var, kadından kan almıyoruz!" demiş.
O talimatın kaynağını sormuşlar ama yanıt alamamışlar.
Evet, gene resmi kurum ve 'talimat üzere' kadından kan alınmıyor! Şaşırıp kalan dostlarım Türkiye'nin geleceği konusunda derin kaygılara sürüklenmişler. Paranoyak olduklarından olacak!
Anadolu'dan her gün bu türden haberler geliyor. New York Times gazetesine haber bile oluyor bu türden şeyler. Ama bakıyorum, gidişattan kaygılananlar hâlâ paranoyaklıkla suçlanıyor.
Deniyor ki, bu, toplumsal 'çevre'nin 'merkez'e taşınmaya başlamasının doğal sonucudur. Deniyor ki, daha önce dışlanmış olan kesimler AKP'nin politikaları sayesinde merkeze doğru ilerlerken kendi muhafazakâr (dinsel) değerlerini de birlikte getiriyorlar. Ama aynı zamanda modernleşip sekülerleşiyorlar. Korkacak bir şey yoktur.
Bu sosyolojik analizin kısmen doğru olduğunu biliyorum. Benim korkum sosyolojik dinamiklerden değil. Benim korkum işin içine siyaset girmesinden.
Girince endişeleniyorum. Galiba paranoyağım!