Ruhban Okulu ve bu kent

Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması için aranan(?) formül nihayet bulunmuş. 1844'te kurulup 1971'e kadar faaliyet gösteren papaz yetiştirme okulu yeniden öğretime açılacakmış.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için aranan(?) formül nihayet bulunmuş. 1844’te kurulup 1971’e kadar faaliyet gösteren papaz yetiştirme okulu yeniden öğretime açılacakmış.
Doğrusu budur.
Bazı sorunlar vardır, gölgeleri kendilerine bin kat büyük canavarlara benzer. İnsanlar asıl nesneyi unutup gölgeye bakarak dehşete kapılırlar. Bu, öyle bir konuydu. Neler neler söylendi. Duvardaki dev gölgeye bakıp çığlık atanlara, okulun açılmasının Bizans İmparatorluğu’nun yeniden kurulmasına yol açacağını iddia edenlere bile rastlandı.
Öte yandan, bu küçük sorunu Kürt sorunu ve Kıbrıs sorunu gibi gerçekten devasa sorunlarla aynı solukta telaffuz eden yabancılar da oldu. ABD Başkanı Barack Obama da öyle yapmıştı.
Nesnenin kendisine dönelim: Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Yunan milliyetçisi ve savaşcısı yetiştirmeyi de görevleri arasında gören bu okuldan kaygı duyulması doğaldı. O zihniyette birkaç papaz kuşağı yetiştirdikleri söylenebilir. Buna rağmen Osmanlı bu okulu kapatmadı, belki de kapatamadı.
O kuşakların kışkırttığı Anadolu harekâtı ‘Küçük Asya Felaketi’ne dönüşünce bazı gerçekler kafalara dank etti. Atatürk-Venizelos dostluğuyla hava değişti. Okul çok daha mütevazı ve dar hedeflere hizmet etmeye başladı. Tüm paranoyalara rağmen, 1971 yılına kadar açık kalmasını başka türlü açıklayamayız.
Bugün ise, bambaşka bir ortamdayız. Bizim nesne küçüldükçe küçüldü, ama gölgesi koskocaman duruyor.
Türkiye bugün 75 milyon nüfuslu bölgesel bir güç. Yunanistan, 10 milyonluk azalan nüfusuyla küçük bir devlet.
İstanbul ve Anadolu Rumları kaçıp gittiler ya da yaşlandılar, son demlerini yaşıyorlar. Sayıları birkaç binle ifade ediliyor. Koruma altındaki kelaynak kuşlarından farkları yok.
Kimsenin Bizans İmparatoluğu’nu ihya etmesi filan söz konusu olamaz. Karşı tarafta bu türden yaveler geveleyenler varsa, ki elbette vardır, artık kocamanın gülünçlük aşamasında sayılırlar.
Kimsenin öngöremediği bir dünyadayız. Ne bu Türkiye eski Türkiye, ne Yunanistan eski Yunanistan,
ne de, en önemlisi, bu İstanbul o İstanbul!
Bundan 50 yıl kadar önce yabancıların İstanbul’dan Kostantinopolis diye söz etmesine çok kızardık.
Böyle denince bu kentin bize ait olmadığı ilan ediliyor sanır, küplere binerdik. ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyaları o dönemde açıldı. Hâlâ nesnenin kendisinden korkuyorduk. Kendimize güvenimiz
yoktu. Bu kentin kayıtsız şartsız bizim olduğunun kesin olarak kabulünü istiyorduk. 
Oysa bugün kendimize güvenmemiz için çok güçlü nedenler var. Artık İstanbul’a Kostantinopolis dendiğinde kızmamamız gerekir. Ruhban Okulu açıldığında da korkmamamız gerekir.
Hayır, Yunanlılar gelip bu kenti bizden geri almayacaklar!
Ancak, bir şeyi daha kabul etmemiz gerekir:
Bu kent artık bize de ait değildir. İstanbul artık bir dünya kentidir.
Biz onun emanetçisi, bekçisi, koruyucusuyuz.
Koruyacaklarımıza Rum mameleki de dahildir!