Sabah-atv ve demokrasi

Başbakan'ın damadının çalıştığı grubun, ülkenin ikinci büyük medya grubunu tek başına girdiği ihaleyle alması tartışılır.

Madem ki siyaset tablosundaki yerimizi Avrupai demokrasi ölçütleriyle değerlendiriyoruz, şu kesin:
Ülkenin en önemli ikinci medya grubunun başka kimsenin katılmadığı bir ihale ile Başbakan'ın damadının yöneticisi olduğu bir şirkete satılması büyük haberdir. Demokrasi konusunda duyarlı çevrelerce eleştirilecek, alarm zilleri çaldıracak, büyük tartışmalara yol açacak bir haber.
Unutanlara Berlusconi zamanında İtalya'da patlak veren ve İtalyan demokrasisini Avrupa'da bir alay konusu haline getiren tartışmaları hatırlatırım.
Yani bu düzeyde ('ilkesel düzey' diyelim isterseniz) Bilal Erdoğan ve Çalık grubunun ideolojik görüşü ve siyasal bakışı ikincildir. Önemli olan yapısal durumdur: Ülke Başbakanı ile kurulmuş sıhri bağ.
Bu bağ hiç unutulmayacak, hep orada duracaktır. Hatta şunu da söyleyebiliriz: Bu sonucun alınmasında belki de yararları olan bu bağ, satın alınan çok önemli medya markalarının değerinin korunmasında bir handikapa dönüşecektir.
Damat bey medya organlarının işletmesine karışmış karışmamış hiç fark etmez, Başbakan'ın damadının yönettiği grubun gazetesini kim okumak ister? Okusa bile içindeki haberlere kim inanır?
'O soru' hep akılları tırmalayacaktır.
En büyük sermayesi inanılırlık ve bağımsızlık olması gereken bir medya organı için bu türden bir bağ kötürüm edici sonuçlara yol açar.
Dediğim gibi, ilkesel düzlemde konuşuyorum. Avrupai demokrasiler düzleminde. Çalık grubu ve Bilal Albayrak düzleminde değil.
Ama bu kuralların onlar için de haydi haydi geçerli olacağını düşünüyorum.
Çalık grubunun bir yöneticisi olaya tamamen 'ticari' olarak baktıklarını söylemiş. 'Ticari', yani 'para kazanma' vesilesi olarak.
Ama, sıhri bağ nedeniyle, olayı siyasetten soyutlamak o kadar kolay olmayacaktır. Sorulacaktır: Diğer talipler ihaleden niçin çekildi? Nitekim, sorulmaktadır.
Sorulacaktır: Yabancı payının yüzde 50'ye hatta daha fazlasına yükseltilmesine olanak tanıyan yasa niçin sümen altında tutuldu?
Şimdi o yasa apar topar çıkartılsa ve Çalık grubu şimdi ucuza aldığını yabancı ortaklı bir konsorsiyuma çok daha fazlasına satsa akla çok ciddi sorular gelmeyecek midir?
Bunlar daha çok teknik konular. Şimdi işin özüne geliyorum.
Ağacı bir yana bırakıp ormana çeviriyorum gözlerimi:
Son yıllarda Türkiye'de büyük bir ideolojik hegemonya mücadelesi yaşanmaktadır. En önemli ideoloji üreticilerinden biri olan medya, bu savaşın ana cephelerinden biridir.
Medyanın temelde iki ideolojik işlevi vardır: 1) Topluma neyin önemli olduğunu söylemek, yani gündem belirlemek; 2) Gündeme giren konuların nasıl anlaşılacağını belirleyen çerçeveleri seçmek.
1990'ların ortasından bu yana cemaat ve tarikat kökenli sermayenin medyaya girmesi ve popülerleşme aşamasına geçmesiyle ideolojik hegemonya kavgası kızıştı. Bol para yatırıldı ve ortaya ihmal edilemecek bir alternatif çıktı. Hangi olayların gündeme gireceği ve nasıl anlaşılması gerektiği konusunda merkez medyası ile bunlar arasında tam bir gerilla savaşı sürmekte...
Danıştay cinayeti önemli bir muharebe idi. Yükselen 'alternatif' grubun, kimi liberallerin de yardımıyla, önemli mevziler kazandıkları ve egemen çerçeveleri kırabilecekleri ortaya çıktı.
Daha nice örnek var. Ben gazeteleri biraz da bu gerilla savaşının günlük raporları olarak okuyorum: Örneğin, Amasya kız öğrenci yurdunda aslında ne oldu? Saldırı, karşı saldırı, gürültü patırtı. Sonra?
Gerçeğin alternatif versiyonlarının da bilinmesi çoğulcu demokrasi açısından arzu edilen bir şey. Yeter ki, alternatif versiyonu sunanlar bunu habercilik adına yapıyor olsunlar. Gazetecilik başka hedeflerin aleti haline getirilmesin.
Evet, başa dönüyorum: Eğer Avrupai demokrasi ölçütleriyle konuşuyorsak Başbakan'ın damadının yönetici olduğu grubun Türkiye'nin en önemli ikinci medya grubunu başka kimsenin katılmadığı bir ihale ile alması demokrasi açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir olaydır.
Bakalım kimler ne diyecek? Bakalım kimler Avrupai demokrasi ölçütlerine gerçekten inanıyormuş?