Sarkozy, Fransa ve Türkiye

Biz iç politikanın çamurlu yollarında patinaj yapaduralım, dünya yoluna devam ediyor.

Biz iç politikanın çamurlu yollarında patinaj yapaduralım, dünya yoluna devam ediyor. Yarın Türkiye'yi belki de seçim tarihinden bile çok ilgilendirmesi gereken bir olay gerçekleşecek: Fransa, Cumhurbaşkanı'nı seçecek.
Ne yazık ki, büyük bir olasılıkla, zafer tacı aydınlık yüzlü Sosyalist aday Segolene Royal'a değil, meymenetsiz suratlı muhafazakâr Nicolas Sarkozy'ye gidecek!
Önemli olan Sarkozy'nin suratının biçimi değil tabii ki; kafasının içindekiler ve özellikle Türkiye konusundaki düşünceleri.
Eveleyip gevelemeden söyleyelim Sarkozy'nin Fransa'nın Cumhurbaşkanlığı'na yükselmesi, Türkiye için çok önemli bir tehdit oluşturuyor.
Bunun nedeni yalnızca Sarkozy'nin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine militanca karşı olması değil. Keyfi bilir. Başka bir dönemde Türkiye bunu rahatlıkla göğüsleyebilirdi. Bunun nedeni, Sarkozy'nin iflah olmaz Türk düşmanlığının Türkiye'de Batı karşıtlığının görülmemiş düzeylere çıktığı bir zaman dilimine denk düşmesidir.
Soru şu: Sarkozy'nin tahrikleri, zaten mayalanmış olan bu birikimi nerelere yükseltebilir? Ve buralardan nerelere gidilebilir?
Kuşkusuz, bu sadece Türkiye'yi değil, tüm Avrupa'yı ve dünyayı ilgilendiren bir sorudur.
Sarkozy önceki gün yapılan televizyon tartışmasında Türkiye konusundaki muhalefetinin 'kesin' olduğunu bir kez daha ilan etti ve "Türkiye, Avrupa'da değil ki Avrupa Birliği'ne girsin!" dedi. (Avrupa'da değil, 'Kapadokya'da' imişiz!) Oysa Türkiye'nin coğrafi olarak hiç olmazsa yüzde 6'sı Avrupa'da; ona, tek bir santimetrekaresi bile Avrupa'da olmayan Kıbrıs'ı ne yapacağı sorulmadı. Malum usandırıcı çifte standardın bir örneği daha!
Sarkozy, ülkemizde pek çok çeşidi bulunan Batı düşmanları için bulunmaz nimet. Seçimine onlar sevinecektir. Peki, Türkiye'de Batı düşmanlığının daha fazla yükselmesini istemeyenler ne yapabilir?
İlk akla gelen, Sarkozy'nin sinirleri bozacak atakları resmen başlamadan, Türkiye'nin AB ile görüşmeleri askıya almasıdır. Böyle bir jest gururları okşar, Sarkozy'den gelecek darbeleri anlamsızlaştırır. Avrupa ve dünyadaki Sarkozy karşıtlarının (ki sayıları pek çok!) söyledikleriyle durum dengelenir, hatta Batı düşmanlığı hafifler. İnsanlar genel olarak 'Avrupa' ya da 'Batı' denen soyutlama yerine, Sarkozy adlı demagogdan nefret etmeye başlarlar. Bu arada bazı Avrupa ülkeleriyle Sarkozy'yi çatlatacak yakınlıkta ilişkiler geliştirilebilir.
Ancak, bu bir çeşit yenilgi olarak da görünebilir. Bence, daha doğru olanı, Türkiye'nin hiç soğukkanlılığını kaybetmeden Sarkozy'nin hamlelerini beklemesi, gerekirse 'mağdur ve mazlum'u oynamasıdır. Bırakınız uğraşsın! Bırakınız tekliflerini yapsın, 'özel statü'nün içini doldursun, diğer AB üyelerini ikna etsin! Hukuk, Türkiye'den yana. 45 yıldır onca imza boşuna atılmadı. Türkiye'yi Avrupa projesine çağıranlardan birisi Sarkozy'nin yerine talip olduğu Charles de Gaulle idi. Devden cüceye inişe dikkat edin!
Yarın akşam haberleri izlerken, eğer gerçekten Sarkozy kazanıyorsa, hiç sinirlenmeyin. Türkiye büyük ülkedir. Ve ayrıca, Avrupa Fransa'dan, Fransa da Sarkozy'den ibaret değildir.