Sayın Erdoğan'ın çelişkisi

'İstikrar'ı savunan Erdoğan'ın Köşk'e çıkışı, partisinin en büyük kozunu sabote etmek demek.

Türkiye'de seçimleri hemen her zaman değişim vaat edenler kazanmıştır. 1950, 1965, 1977, 1983, 2002...
Hayret, bakıyorum bu seçim yılında köklü değişim vaat eden bir parti yok.
Beş yıldır iktidarda bulunan AKP istikrar vaat ediyor. Yani, şimdikinin aynısını ya da benzerini.
Öteki partiler ise, 'AKP'siz bir iktidar' vaat etmenin ötesine geçmiyorlar. Kapsamlı bir toplumsal değişim projesini umut olarak halka sunan yok bu kez.
Sanırsınız ki, Türkiye bütün sorunlarını çözdü, bitirdi. Sanırsınız ki işsizlikten sağlığa, eğitimden çevreye dev sorunlar gelecek iktidarı beklemiyor.
Toplumun bir kesimi istikrara ağırlık veriyor ve bunlar oylarını AKP'ye verecekler.
Ancak, Cem Uzan'ın 'fenomen' partisinin maç yayınları sırasında yaptığı inanması zor birkaç vaadin bile seçmende bu kadar yankı uyandırması neye işaret ediyor?
Bu vaatlerin özelliği, gerçek sorunlardan yola çıkmaları, somut ve anlaşılır 'çözüm'ler önermeleri. İşsize maaş, emekliye ikramiye, öğrenciye burs...
Belli ki birileri istikrarın değil, hayatına yansıyacak değişimin özlemini çekmekte.
AKP'nin en büyük kozu istikrar: Ya işler eskisi gibi olursa, ya beş-altı yıl öncenin ekonomik ve siyasal karışıklıkları geri gelirse korkusu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı konuşmalarda 'eski kötü günler' korkusunu bol bol işliyor. Sık sık geçmişi hatırlatıyor. Kendilerinin istikrar güvencesi olduğunu vurguluyor.
Hayatının çelişkisi de o noktada devreye giriyor: Erdoğan dayanamayıp Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne uzanırsa ne olacak? Partisinin en büyük kozunu sabote etmiş, etkisizleştirmiş olacak!
Seçmenin bir kesiminin seçimlerde oylarıyla desteklemeyi düşündüğü istikrar, Erdoğan'ın başında olduğu bir AKP ile istikrar. Köşk'e çıkıp AKP'den kopacak bir Erdoğan bir anda istikrarsızlık faktörüne dönüşmez mi? Hem adaylığının yaratacağı gerginlikler, hem de partisinde bıraktığı boşluğun yaratacağı sarsıntılar dolayısıyla.
Bu durumun, adaylık değerlendirmesinde etkili olacağnı düşünüyorum. Ayrıca, son günlerdeki gelişmelerden sonra Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı'na adaylık olasılığının daha da azaldığı kansındayım.
Bunun nedeni, tam da şu kritik zamanda ortaya çıkan o meşhur 'Sayın Öcalan' ve 'almış olduğu kelleler' bandı.
Bunu kimin, hangi saiklerle yaptığı, suç olup olmadığı tartışmasına girecek değilim. Ancak, hele milliyetçiliğin prim yaptığı şu dönemde, popülist düzeyde yaralayıcı bir özelliği olduğunu kim yadsıyabilir.
"Terörist başı Öcalan'a 'sayın', şehitlere 'kelle' diyen kişi" yaftası Cumhurbaşkanlığı seçimi bitinceye kadar onu izleyecektir.
Sonra, gün ola harman ola!