Bir hareketlilik ya da heyecan yok, acaba neden?"" /> Bir hareketlilik ya da heyecan yok, acaba neden?"" /> Seçim havasına niçin giremedik? - HALUK ŞAHİN - Radikal

Seçim havasına niçin giremedik?

Pek çok yerden duyuyorum: "Bir türlü seçim havasına giremedik. </br>Bir hareketlilik ya da heyecan yok, acaba neden?"

Pek çok yerden duyuyorum: "Bir türlü seçim havasına giremedik.
Bir hareketlilik ya da heyecan yok, acaba neden?"
Aklıma şu nedenler geliyor:

    1) Yaz faktörü. Akdeniz ülkelerinde yaz mevsiminin kendisine özgü bir gündemi vardır. Bunu kimse değiştiremez. Güneş kayıtsız şartsız egemenliğini ilan eder, sıcak bastırır, hayatın temposu düşer, insanlar zamanlarının çoğunu açık havada geçirmeye başlar, kısa süreli göçler hızlanır. Türkiye'de de orta sınıf deniz kenarında tatile gider ya da tatil planları yaparken, tarım kesiminde işler yoğunlaşır, mevsimlik işler çoğalır. Televizyonda izleme oranları ve gazetelerde tirajlar düşer. Kitap satışları durma noktasına yaklaşır.
    Kısacası seçim, ağır yemek yemek ve koyu renk giysi giymek gibi yaz sıcağında yapılmaması gerekenler arasındadır.

    2) Değişim rüzgârı eksikliği. Bu seçimde büyük toplumsal değişim vaat eden yeni bir parti gümbür gümbür iktidara doğru ilerliyor olsaydı, onun rüzgârı çeşitli beklentiler yaratır, heyecanı körüklerdi. Böyle bir şey yok. Tam tersine partilerin iyice birbirine benzediği bir kampanya izlemekteyiz. Seçim bildirgeleri sanki aradaki farkları törpülemek yazılmış. Öyle heyecan yaratacak yeni insanlar da çekilemedi siyaset arenasına. Çoğu gözboyama türünden bazı vitrin değişiklikleri yapıldı ama aslında değişen fazla bir şey olmuşa benzemiyor.
    Alın iktidardaki AKP'yi: Ertuğrul Günay, Zafer Üskül ve Haluk Özdalga'yı al; sonra Ertuğrul Yalçınbayır, Turan Çömez ve Mehmet Dülger'i at! Artılar ve eksiler birbirini götürünce geriye ne kalıyor?

    3) Halk, 2007 yazında Türkiye'nin temel siyasal sorununun hangi partinin daha çok oy alacağı değil, Ankara'yı felç eden kurumlar arası sürtüşmenin nasıl giderileceği olduğunu biliyor. Bunun için bir uzlaşma havasının oluşması lazım, ne var ki, tam tersine AKP mitinglerinde Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı ve onların ardında olduğu ima edilen güç yuhalatılarak seçim sonrası gerginliğin zemini hazırlanıyor.
    Seçimin 'mağdur demokratlar' ile 'baskıcı elitler' (CHP, asker, yargı) arasında bir referandum olarak geçeceği yutturmacasına pek az kişi kanıyor. Şundan: Demokrat mağdurluk rolü, Cumhurbaşkanlığı seçimini hiç de demokratik olmayan bir şekilde götüren ve ağzına yüzüne bulaştıran AKP'nin üzerinde pek iğreti duruyor.

    4) Siyasal Partiler ve Seçim Yasaları'nda gereken değişiklikler yapılmadı, tüm oyların Meclis'te temsili sorunu çözülemedi. Bu yüzden, nice milyonlar atacakları oyun Meclis'e değil, çöp tenekesine gideceğinden endişe etmekte. Bazıları, çaresizlikten, haksızlık duvarlarını bağımsız adaylarla delmeye çalışmakta. Kampanyanın yegâne heyecanlı yanı da o galiba!

    5) Kampanyada kritik nokta sayılacak bir zirve olay, bir final yok. Bunu söylerken, elbette, başta ABD olmak üzere hemen her demokraside gelenekselleşmiş olan 'liderler münazarası'nı kastediyorum. Baykal, Erdoğan ve Bahçeli eğer siyasal becerilerine gerçekten güveniyorlarsa, tiyatro oyunu gibi sahnelenmiş mitingleri bir kenara bırakıp çıkarlar televizyona, herkesin önünde kozlarını paylaşırlar.

Temsili demokrasiye tadını veren öğe, demokratik tartışmadır!