Seçime ilişkin üç varsayımı sorguluyorum

Seçim eğik düzlemine girmiş olan Türkiye'de son günlerde sık sık karşımıza çıkan bazı varsayımları sorgulamak istiyorum...

Seçim eğik düzlemine girmiş olan Türkiye'de son günlerde sık sık karşımıza çıkan bazı varsayımları sorgulamak istiyorum:
Varsayım 1: "Genelkurmay'ın e-muhtırası ve Anayasa Mahkemesi'nin kararı sonucu AKP mağdur duruma düştü. Bu durumu demokrasiye ve milli iradeye müdahale olarak görecek olan halk kitleleri AKP'nin etrafında kenetlenecek ve bu parti eskisinden de daha büyük bir çoğunlukla yeniden iktidara gelecektir."
Daha çok dış basında, AKP yanlısı medya organlarında ve AKP destekçisi yazarların yazılarında karşımıza çıkan bu varsayım, bence bir temenniyi yansıtmaktan öteye gitmiyor. Bunun tek nedeni, toplumumuzda 'asker'in yaptıklarına duyulan geleneksel güven değil. Halkım hır çıkmasından, itiş kakıştan da hiç hazzetmiyor, o yüzden 'Görüyor musunuz bu partiyle olmuyor. Bunlar herkesle kavgalı, yeniden gelirlerse hırgürün sonu gelmez' savı kampanyada etkili olacaktır.
Üstelik bu kez bu savı inandırıcı bir biçimde kullanabilecek bir parti olacak: DYP ile ANAP'ın birleşmesinden oluşacak Demokrat Parti'den söz ediyorum.
Varsayım 2: "İttifak yapan ya da birleşen partiler tek başına alabileceklerinden daha fazla oy alırlar." Örneğin, Genç Parti'nin CHP'yle işbirliği yapması halinde Cem Uzan'ın geçen seçimde aldığı yüzde 7.4'lük oyun CHP'ye ekleneceği hayalini kuranlara rastlanıyor.
Oysa tam tersinin olması daha olasıdır.
'Negatif sinerji' diye de bir şey var.
Varsayım 3: "Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde seçimleri yalnızca İslamcı partiler kazanır, laik partilerin şansı yoktur." Biliyorsunuz, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi biraz da bu 'olgu'nun (?) keşfi üzerine kayalara tosladı. ABD, Ortadoğu'yu sandıktan geçerek değiştirme hayalinden vazgeçmek zorunda kaldı. Mısır'da Müslüman Kardeşler'in, Türkiye'de ise AKP'nin seçim başarıları buna örnek gösteriliyor.
Bu varsayım, demokrasi pratiğinde Türkiye kadar deneyimi olmayan Arap ülkeleri için geçerli olabilir. Bu türden ülkelerdeki despotik rejimler altında, ancak Müslümanlık örtüsü altında muhalefet yapılabilmiştir. En yaygın ve örgütlü onlar olduğundan, ilk fırsatta patlama yapmalarına şaşmamak gerekir.
Oysa Türkiye farklıdır. Bir yaşam biçimi olarak laiklik, ne pahasına olursa olsun savunulacak bir değer olarak yerleşmiştir. Türkiye, ilk fırsatta Batı'da çok yaygın olan bu varsayımı çürütecek, İslamcı türevi partiyi oylarıyla iktidardan indiren ilk ülke olacaktır.