Şerif Mardin ve Türkiye'nin geleceği

Ayşe Arman'ın, toplumsal bilimcilerimizin duayeni diyebileceğimiz Prof. Dr. Şerif Mardin'le Hürriyet için gerçekleştirdiği mülakat çok ilgi uyandırdı.

Ayşe Arman'ın, toplumsal bilimcilerimizin duayeni diyebileceğimiz Prof. Dr. Şerif Mardin'le Hürriyet için gerçekleştirdiği mülakat çok ilgi uyandırdı. Birçok köşe yazarı Prof. Mardin'in ülkemizin içinde bulunduğu duruma ilişkin görüşleri üzerine yorumlar yaptılar. Türkiye'nin siyaset tarihi ve sosyolojisi üzerine yazdıklarıyla dünya çapında saygınlık sahibi Mardin'in saptamaları bence de önemli.
Ama önce, usul üzerine bir çift söz: Arman, bu mülakatıyla, bu işte gerçekten ustalaştığını kanıtlıyor. İyi bir mülakatçı, sorduğu sorular kadar, sorularını takip etmesiyle belli olur. Bakıyorum, özellikle televizyonda çoğu mülakatçı sorduğu soruyu dinlemek yerine kafasındaki bir sonraki soruyu sormak için sabırsızlanıyor. O zaman mülakat akmıyor, cevaplardan çıkması gereken sorular açıkta kalıyor. Bu mülakat öyle değil.
İçeriğini özetlemek gerekirse Prof. Mardin, Türkiye'de kökleri dinsel bir örgütlenmeye de dayanan çevrenin son zamanlarda merkeze uzandığını, 'mahallinin milli' olduğunu söylüyor. Ona göre bu doğal bir gelişmedir, ancak risklidir. İleride ne olacağını kestirebilmek mümkün değildir.
Ayşe Arman soruyor:
"Yani, bir gün Malezya olur muyuz, olmaz mıyız? 'Olmayız' deyip içimizi rahatlatır mısınız lütfen?"
"Rahatlatamam" yanıtını veriyor Prof. Mardin. "Çünkü olmayız diye bir söz veremem. Kimse veremez. Öyle tuhaf dinamikler var ki dünyada,
öyle tuhaf iç yapılanmalar, her şey olabilir."
Prof. Mardin'e göre yapılacak şey, demokratik süreçlere bizzat dahil olmak, kafa yormak ve dikkat etmektir. Araştıracaksınız. Bunu hep aklınızın bir kenarında tutacaksınız ve onları sınayacaksınız.
Mülakatın bitiş cümlesi çok anlamlı:
"Olguları biriktirme, bekleme dönemindeyiz."
Türkiye'de birçok kişinin ve kurumun da öyle bir dönemde olduğunu biliyoruz.
Bundan üç hafta önce yazdığım 'Alacakaranlıkta' başlıklı yazıda çok benzer görüşleri dile getirmiş, Türkiye'nin bir belirsizlik döneminden geçtiğini, 'Şafak mı söküyor yoksa gün mü batıyor?' sorusuna yanıt vermenin şimdilik mümkün olmadığını belirtmiştim.
Evet, Ayşe Arman gibi ben de Şerif Mardin'in:
"Hiç merak etmeyin, şafak söküyor" deyip herkesi rahatlatmasını isterdim. Ama diyemiyor. Çok haklı, kimse de diyemez.
Gene de, ben de kendi payıma, Türkiye'nin bu şekilde risk almasının zamanının geldiği kanısındayım. Türkiye'nin siyasal bünyesinin, bu aşıdan bağışıklık kazanarak ve güçlenerek çıkacak kadar güçlü olduğunu umuyorum.
Ama Prof. Mardin şu açıdan da haklı: Bu kendiliğinden olmayacak. Bu sınavdan güçlenerek çıkmamızı isteyen herkesin yapacağı şeyler var: Gözlemleyerek, itiraz ederek, yazarak, konuşarak, fotoğraflayarak, açıklayarak... Demokratik süreçlere bizzat katılarak...
Demokrasiyi hak etme dönemindeyiz.