Sessizliğe özlem

Sessizliği özledim. Tatile rağmen ne yazık ki ona tam kavuşamayacağım. Bayramı İstanbul'da geçiriyoruz. Fazla gidip gelenimiz olmayacak, pek televizyon da seyretmeyeceğim ama gene de içinde bulunduğum ortam 'sessiz' olmayacak.

Sessizliği özledim. Tatile rağmen ne yazık ki ona tam kavuşamayacağım. Bayramı İstanbul’da geçiriyoruz. Fazla gidip gelenimiz olmayacak, pek televizyon da seyretmeyeceğim ama gene de içinde bulunduğum ortam ‘sessiz’ olmayacak.
Çünkü, fonda koca kentin bilmem kaç desibellik homurtusu devam ediyor. Çağlayanın yanındaki evde oturanlar gibi alıştığımız için duymasak bile, o homurtu kulak zarlarımızın yanı sıra tüm bedenimizi ve ruhumuzu titretiyor. 
Gerçekten sessiz bir yere kaçsam. Örneğin Ada’da olsam. Elime çapayı alıp arka bahçeye çıksam. Hiçbir yere takılmadan, orayı burayı çapalasam.
Zeytin ağacının dibinde bir ayrık otu, hâlâ beyaz beyaz açan kasımpatıların dibi, kaparilerin çıkmasını umduğum bölge...
Bu mevsimde hâlâ kış uykusuna yatmamış, ya da güzel havalar dolayısıyla zamansız uyanmış bir kertenkeleyle göz göze gelsek...
Denize doğru uçan bir martının kanat sesleri duyulsa... Ta uzaktaki yoldan geçenlerin kahkahaları bir an çınlayıp kaybolsa...
Saatler böyle geçse...
Sessizlik yavaş yavaş tenimden içerilere doğru yayılsa, beyin kıvrımlarının arasından serin serin aksa, yoldaki tıkanıkları bir bir açsa, kurumları temizlese...
Uyusam uyansam... Uyusam uyansam...
‘Kendime’ gelsem.
Çağımız insanının hava gibi, su gibi, yiyecek gibi, arkadaş gibi, sessizliğe de ihtiyacı olduğuna inanıyorum. En azından benim için böyle bu.
Yo, öyle insan içinde bulunmaktan kaçan münzevi bir tabiatım yok. Ama, bir sınırım var.
Belki herkesin böyle bir sınırı vardır.
Uzun bir süre çok gürültülü bir yaşam sürdüğümde, günlük gaileler selinde paldır küldür sürüklenip karşıma çıkan soruları daha sonra yanıtlamak üzere içerilerde bir yere tıktığımda, bunlar birikip sıkışıklık yarattığında...
Bir yolunu bulup birkaç saat, birkaç gün sessiz kalabilirsem -sulara gömülür gibi sessizliğe gömülebilirsem- her şey yerli yerine oturmaya başlıyor: kitaplar raflardaki yerlerini buluyor, yarım kalmış bulmacalar çözülüyor, o düğmeyi buluyorum ve içimdeki avlu aydınlanıyor. O ışıkta daha önce görmediğim bağlantıları görüyorum, yepyeni cümleler kuruyorum, şiirler orada ana rahmine düşüyor...
Özellikle yaratıcılık iddiası olan insanların zaman zaman gürültülü ortamlardan uzaklara kaçıp sessizlik tedavisi görmesi şart bence.
Gürültüde ve kalabalıkta ekilen tohumların hasadı en iyi sessizlikte yapılıyor.