'Sıfır noktası'ndan savaş izlenimleri

Kural: Enformasyon talebi yüksek, arzı düşük ise farkı güvenilmez kaynaklar kapatır.

Güneydoğu'da 'sınır ötesi operasyon' beklentisi ile habercilik açısından çok yoğun günler yaşandı. Yerli yabancı yüzlerce basın mensubu
operasyonun gerçekleşmesi beklenen yörelere gitti. Televizyon haberlerinde her gece çığlık çığlığa operasyon haberleri verildi. Bu haberlerin birçoğu sonradan doğrulanmadı. Askerlerin ve yerel halkın, medyanın performansından hiç memnun olmadıkları anlaşılıyor.
Niçin böyle oldu? Bundan sonra böyle olmaması için neler yapılabilir?
Başbakan Erdoğan'ın Washington'da Başkan Bush ile yaptığı toplantıdan sonra gerilim düşünce, bölgeden dönen habercilerden ikisiyle görüşmek fırsatını buldum. TV 8 muhabiri İbrahim Yıldız ile kameramanı Cengiz Yazar bölgede en zor koşullarda bir ay süreyle görev yapmışlar. Son derece dürüst bir şekilde dile getirdikleri izlenimlerini aktarıyorum:
"Bölgedeki herkes buraya gelen habercilerin yalan haber yaptığı görüşünde. Özellikle yüksek izlenme oranına sahip olan kanallara güven dibe vurmuş durumda. Ama yine de en çok onlar izleniyorlar. Herkes bazı habercilerin 'sıfır noktası' takıntısıyla dalga geçiyor. Ne yazık ki, pek çok yalan haber ekranlarda yer aldı. Bölgedeki muhabirler İstanbul'dan gelen baskı sonucu sanki savaş varmış gibi yayın yapmaktan şikâyetçiler. Savaş tamtamları yüksek reyting getiriyor olmalı...
Askerler gazetecilerle sıfır iletişim kuruyorlar. Öğrenmek istenen konularda tek kelime söylemiyorlar. Bölgede 150 dolayında gazeteci var, ama irtibat kurabilecekleri tek yetkili asker yok.
Bu nedenle tatbikat görüntüleri operasyon diye yutturuluyor. Ters yöne giden araçlar bile sınıra sevkıyat görüntüsü olarak veriliyor...
Bölgede en sağlam haber kaynakları korucular, muhtarlar ve köylüler. Böyle olunca ortaya kulaktan kulağa fısıldama oyunu gibi sonuçlar çıkıyor.
Ne yazık ki, bu fısıltıları doğrulatacak ya da yalanlatacak bir kaynak yok...
Bölgenin sürekli bir çatışma alanı olarak gösterilmesi büyük rahatsızlık yaratıyor. Çatışmaların dağlarda olduğunun, şehir ve ilçelerinse çok huzurlu olduğunun belirtilmesi isteniyor. Gerçekten de şehirlerde ve ilçelerde hayat geç saatlere kadar şaşırtıcı bir şekilde sürüyor. Örneğin Cizre'de gece yarısı halı sahada maç yapanlar ya da türküevinde eğlenenler bulunuyor. Televizyonlarda çıkan haberleri izleyince biz bile 'Acaba yanlış yerde miyiz? O korkunç yer sahiden burası mı?' diye sormadan edemedik."
Yıldız ve Yazar'ın izlenimlerinden anlıyoruz ki, bölgede ciddi bir iletişim sorunu var. Bunun bir ayağı kuşkusuz İstanbul'da, yani reytingperest yayıncılık anlayışında. Ancak, öbür ayağı da, bölgede güvenilir kaynakların bulunmayışında. İletişimbiliminin en temel kurallarından birisi şudur:
"Eğer bir yerde enformasyon talebi yüksek ama arzı çok düşükse, aradaki fark güvenilmez kaynaklarca kapatılır."
Bir ya da birkaç 'enformasyon görevlisi' her gün habercilere en doğru bilgileri vererek talebi karşılasa pek çok şey kolayca düzelebilir. Çok daha karmaşık konulara akıl erdiren yetkililer bu kadar kolay ve önemli bir adımı niçin atmıyorlar, doğrusu anlayamıyorum.