Şimdi ne yapmalı?

Hrant Dink'i fiziken geri getiremeye-</br>ceğimize göre, anısı için neler yapılması gerektiği üzerinde odaklanmalıyız.</br>İlk aşama elbette cenazesi.

Hrant Dink'i fiziken geri getiremeyeceğimize göre, anısı için neler yapılması gerektiği üzerinde odaklanmalıyız.
İlk aşama elbette cenazesi. Onu İstanbul'un tarihi boyunca gördüğü en görkemli cenaze törenlerinden biriyle uğurlamalıyız.
Katillere inat olsun diye yapmalıyız bunu.
Yok ettiklerini düşündükleri insanların daha da büyüdüğünü, öldürdüklerini sandıkları insanların ölümsüzleştiğini göstermek için yapmalıyız.
Bizi parçalamaya çalışırken birleştirdiklerini göstermek için yapmalıyız.
Faşizan saldırılar ve tehditler altında ürkek güvercin yavrularına dönen ailesinden özür dilemek için yapmalıyız.
Aramızda zehirli yılanlar bulunsa da, mayamızın insan sevgisi ve şefkatle yoğrulmuş olduğunu cümle âleme göstermek için yapmalıyız.
Bir aşk cinayetine kurban gittiği için yapmalıyız. O, Türkiye'yi çok sevdiği için öldürüldü. Seçenekleri olduğu halde onca tehdide rağmen, aşkı uğruna, burada kalmayı tercih etti.
İstediği gibi, sloganlarla ve pankartlarla değil, çiçeklerle uğurlamalıyız onu.
Cenazesine sahip çıktıktan sonra sahip çıkacağımız ikinci konu gazetesi Agos'tur.
O mutlaka çıkmaya devam etmeli, Hrant Dink'in çizgisinde yayın yapmayı sürdürmeli.
Agos artık sadece ailesine değil bu ülkenin gazetecilerine emanettir.
Üçüncüsü, Hrant Dink'e dünyayı zehir eden düşünce açıklama davalarıdır. Hukuki süreç nedir bilmiyorum, ama bu davalar mutlaka bir şekilde, gerekirse sembolik olarak sürdürülmeli, Hrant aklanıncaya kadar ucu bırakılmamalıdır.
Ve tabii, Hrant'a Engisizyon işkenceleri çektiren o çağdışı 301. madde derhal değiştirilmelidir.
Dördüncüsü, Türkiye Ermenileri... Sayıları zaten çok azalmış olan o ürkek güvercinleri daha fazla incitmemek için ne kadar özen göstersek azdır. Hrant'ın ölümünden duyulan derin acının da gösterdiği gibi, onlar kardeşimizdir.
Beşincisi, bir an önce gariban Ermenistan Cumhuriyeti ile ilişkilerimizi düzeltmenin yollarını aramaktır. Ağabeylik, şövalyelik Türkiye'ye düşüyor.
Altıncısı, 1895 ile 1919 yılları arasında emperyalistlerin de kışkırtmasıyla Anadolu'da yaşanan acı olayların, özellikle Ermenilerin yaşadığı büyük trajedinin olgularının tam anlamıyla ve objektif olarak anlaşılması için çaba göstermektir.
Sonunda hepimizi yalnız gerçekler özgürleştirebilir.