Şimdilik eğlenceli bir ülke

Recep Tayyip Erdoğan, büyük ekonomik kriz var gücüyle üzerimize çullanmadan 29 Mart seçimlerinin bitiş çizgisine varmaya çalışan yorgun bir atlete benziyor.

Recep Tayyip Erdoğan, büyük ekonomik kriz var gücüyle üzerimize çullanmadan 29 Mart
seçimlerinin bitiş çizgisine varmaya çalışan yorgun bir atlete benziyor.
29 Mart’tan sonrası meçhul!
Bu arada Türkiye eğlenmekte...
Karl Marx’ın “Tarihte olaylar iki kez cereyan eder, birincide trajedi, ikincide ise komedi olarak,” dediği bilinir.
Ya üçüncüde?
Çevremize birazcık bakınacak olursak, üçüncüde fars olarak yaşanmakta olduğunu söyleyebiliriz.
Ciddi olanla olmayanın birbirinden ayırt edilemediği, gözyaşlarının kahkahadan mı yoksa ıstıraptan mı geldiğinin anlaşılamadığı, şakayla gerçeğin, tatlıyla acının birbirine karıştığı bir dönemden geçiyoruz.
Erdoğan’ın bir mitinginde “Padişahım çok yaşa!” türünden bir pankartın açılmasını nasıl açıklamalıyız? Espri mi, provokasyon mu, övgü mü? Rizeli bir grup tarafından yapıldığına göre, “Mesela deduk!” türünden bir Laz fıkrası olarak mı?
CHP’nin kampanya otobüsüne binmek isteyen kara çarşaflı bir kadının, hem de tam CHP bu konuyu kampanyasının temel taşlarından biri yapmışken, hırpalanarak sokağa atışını nasıl anlamalıyız? Provokasyon mu, yanlışlık mı, film çekimi mi, kara mizah mı?
Ya, Bülent Arınç’la birlikte protokol saflarında yer alan o ‘tarikat reisi’ olayı neyin nesidir? Gene provokasyon mu, espri mi, yanlışlık mı, yoksa klip çekimi mi? O adamın giysileri gerçek giysiler midir, yoksa bir yerlerden kiralanmış kostümler mi?
Peki, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlunun Başbakan’ın Davos’taki çıkışıyla meşhur ettiği “Van minüt!” deyişini marka olarak tescil ettirmek istemesine ne demeli? Kek ya da yumurta markası olarak kullanılacakmış. “Van minüt”ün marka olarak başka talipleri de varmış!
Ergenekon duruşmaları sırasında bazı sanıkların verdiği ifadelerin herkesi kırıp geçirdiğine ilişkin haberleri okuyor musunuz?
Sanki 2009 yılın Mart ayında bu ülkede işler tıkır tıkır yolunda yürümektedir! Sanki ufku kaplamış olan kara bulutlar başka bir gezegene aittir.
Doğrusu ya, ben, bir ‘son fasıl’ pırıltısı duyuyorum kahkahalarda.
En iddialı lafların bile altından kof bir tını geliyor.
Çünkü, işin doğrusunu söylemek gerekirse, 29 Mart’tan sonra ne olacağını hiç kimse bilmiyor.
Özellikle, yılın geri kalan kısmına damgasını basacak olan iki sorunun yanıtını bilmiyor.
Birincisi: Seçimden sonra Erdoğan’ın AKP iktidarını konsolide etme çabaları tek adamlık yönünde daha da ilerlemeye devam ederse çıkacak gerginlik neye mal olur?
İkincisi: Gereken önlemler alınmadığı için bir kasırgaya dönüşmekte olan iktisadi krizde kim ayakta kalır ve kimler kalamaz?
29 Mart’a kadar eğlenmeye devam: Yaşasın Osmanlı Cumhuriyeti!