Siyasal reformun kaçınılmazlığı

Geçen hafta 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Ankara'da TV 8'deki 'Yüksek Siyaset' programı için konuştuğumuzda söylediği bir şey kafama takıldı kaldı...

Geçen hafta 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Ankara'da TV 8'deki 'Yüksek Siyaset' programı için konuştuğumuzda söylediği bir şey kafama takıldı kaldı:
"Bunalımdan korkmayalım!"
Bu sözler, ilk bakışta, hayatı boyunca kriz üzerinden siyaset yapmayı bir alışkanlık haline getirmekle suçlanan Demirel'in yine aynı telden çaldığı izlenimini bırakabilirdi. Oysa Demirel, bu kez bunalımdan bir başka bunalımın hazırlayıcısı olarak değil, sorunların çözümünü zorlayabilecek bir etmen olarak söz ediyordu.
"Her bunalım aynı zamanda bir fırsattır" diyordu.
Tarih, Demirel'i doğruluyor. Gerçekten, bunalımlardan yararlanabilmek, onları fırsata dönüştürebilmek liderliğin vazgeçilmez özelliklerinden biri sayılıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin yarattığı gerginlik ve bunalım da bir fırsata dönüştürülebilir. Dönüştürülmelidir.
Bunalımın kökeninde cumhurbaşkanının kim olacağından çok, sistemin yapısal sorunları bulunuyor. 'Temsili demokrasi' tasarımımız ulusal iradenin Meclis'e doğru yansıması bakımından ciddi sakatlıklarla malul. Şimdiki temsil yapısı ne demokrasi ne de siyasal etik açısından savunulabiliyor. Beş yıl önceki seçimlerde seçmenin yüzde 34'ünün oyunu almış olan AKP'nin şimdi kalkıp yedi yıl görevde kalacak bir cumhurbaşkanı atamasına yapılan itirazın temelinde bu var.
Sorunlar yaşana yaşana kanıtlanmış, bilinen şeyler: Yüksek baraj sistemi nedeniyle geçen seçimde halk oyunun neredeyse yarısı Meclis'te temsil edilemedi. Bu, özellikle Güneydoğulu seçmen açısından ağır bir problem oluşturuyor. Meclis'e giren milletvekilinin 'patronu' seçmenleri değil, partinin genel başkanı. Seçim sistemi ve partiler yasası nedeniyle temsilci, temsil ettiğini iddia ettiği kitleden kopup genel başkanının komutlarına göre el kaldırıp indiren bir robota dönüşüyor. Yürütme ile yasama arasındaki ilişkiler sağlıksız. Cumhurbaşkanı parlamenter sistem için fazla yetkilere sahip, ama halk tarafından da seçilmiyor, vb. vb.
İşin ilginç yanı, bu sorunları siyaset dışı platformlarda konuştuğunuzda ortada neredeyse bir konsensüs olduğunu fark ediyorsunuz. Siyasetin ve hatta iktidarın içinde bulunan hemen herkes 'Evet haklısınız, böyle sorunlar var' diye kabul ediyor. Ama, nedense, bu sorunları topluca çözecek bütünsel bir siyasal reform tasarısı bir türlü gündeme gelmiyor. Çünkü arkasında yeterince hararet olmuyor.
Öyle sanıyorum ki, deneyimli siyasetçi Demirel, içinden geçmekte olduğumuz siyasal bunalımın bu harareti yükselttiğini, konuyu kaçınılmaz bir biçimde gündeme getirdiğini ve böylece bir fırsat yaratabileceğini düşünüyor.
Umarım bu fırsat kaçırılmaz!