Siyasi bir toparlama

Günlük koşuşturma arasında sağa sola savruluyor, asıl yolu kaybettiğimiz duygusuna kapılıyoruz. İyisi mi, cumhurbaşkanı adayının ilan edilmesine bir ay kala durup derin bir nefes alıp bir durum değerlendirmesi yapmaya çalışalım:

Günlük koşuşturma arasında sağa sola savruluyor, asıl yolu kaybettiğimiz duygusuna kapılıyoruz. İyisi mi, cumhurbaşkanı adayının ilan edilmesine bir ay kala durup derin bir nefes alıp bir durum değerlendirmesi yapmaya çalışalım:
1) Genel seçimler için asıl konfigürasyonlar cumhurbaşkanı adayının (Recep Tayyip Erdoğan?) belli olmasından sonra ortaya çıkacaktır ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: AKP iktidarının 'Altın Dönemi' sona ermek üzeredir. Bundan, yapılan icraatı değil, Meclis'te tadını çıkardıkları ezici sayısal çoğunluğu ve tek parti iktidarı olmanın rahatlığını kastediyorum. Laikliğin ve Cumhuriyet'in geleceğinden endişe edenler rahat nefes alabilirler: AKP belki bir daha hiçbir zaman tek başına Anayasa'yı değiştirebilecek bir çoğunluğa sahip olamayacaktır.
2) 2007 sonunda ortaya çıkacak olan TBMM büyük bir olasılıkla üç ya da dört gruplu olacaktır: AKP, CHP, MHP ve DTP'nin bağımsızları. AKP'nin tarım politikalarından yakınanların, geleneksel köylü partisi DYP'ye dönmeleri halinde DYP de Meclis'e girebilir. Yani, yeni bir koalisyonlar dönemi ufuktadır. Bu tahmine dudak bükeceklere 2002 yılındaki mucizenin bir daha tekrarlanmasının olanaksız olduğunu hatırlatmak isterim: O seçimde yüzde 7.2 oy alan Genç Parti'nin oylarının 0.36'sı DYP'ye ve 1.65'i MHP'ye gitseydi her ikisi de Meclis'e girecek ve her şey çok farklı olacaktı. O zaman bile, GP'nin oyu (yüzde 6) başarı sayılacaktı.
3) Küresel sermaye ve Türkiye ile yakından bağlantılı dış çevreler bu gelecekten memnun değiller. Küresel sermayenin tercihi, kendince haklı nedenlerle, AKP'dir ve bir alternatifi de yoktur. AB, diğer partilerin Avrupa karşıtlığından korkuyor; ABD'de AKP'ye karşı olduğu bilinen koyu neo-con ekip güç kaybetmekte. Bu aktörler zor durumdaki AKP iktidarının devam etmesi için ona oy getirecek bazı jestler yapmak isteyebilirler. Kıbrıs'ta, Irak'ın kuzeyinde ve hatta Avrupa'da sembolik ya da gerçek sırt sıvazlamalar yaşanabilir. Bu desteğin parasal yönleri de olabilir. Yeter ki, küresel ekonomik sistemin kendisi büyük bir krize sürüklenmiş olmasın.
4) Bu arada halkın büyük çoğunluğu ekonomik sıkıntılar içinde kıvranmakta ve Türkiye'nin sorun stoku eriyeceğine büyümektedir. Derviş'in ekonomik istikrar programı uygulanıp ve AB'nin Kopenhag Kriterleri yasalaştırıldıktan sonra AKP suyunu boşaltmış bir tanker gibidir... Ana muhalefet CHP ise, treylerini unutmuş bir TIR kamyonu görünümündedir. Halbuki, o treylerin içinde sosyal, ekonomik ve siyasal reform projeleri vardı... Türkiye, henüz başka seçenekler ufukta görünmediği için, 'Kamyona yük var!' levhası asıp umutsuzca bekleyen garibanlara benzemektedir. O türden kamyonların son dakikada ortaya çıkıp çıkmayacağını 16 Mayıs'tan sonra göreceğiz.
5) Milliyetçiliğin yükselmekte olduğu bir olgudur ve açıklaması zor değildir. Ancak bu yükselişi ille ırkçı bir nefretmiş gibi değerlendirenler hem kendilerini yanıltır, hem de bindikleri dalı keserler. 2007'nin belki de en önemli sorusu yükselen milliyetçi duyarlığın altın tabaklarda ırkçılara servis edilip edilmeyeceğidir.
6) AKP doruklarına yakın bir siyasetçi geçenlerde bana "Göreceksiniz çok rahat ve gerilimsiz bir cumhurbaşkanlığı seçimi yapacağız" demişti.
Yılın gidişatını belirleyecek olan olay, 'Sophie'un Seçimi'ni andıran, o tercihtir. Bekliyoruz.
NOT: Bu toparlama hangi partiye oy vereceğini bilmeyen biri tarafından kendi kafasını toparlamak amacıyla da yazılmıştır.