Söz konusu olan kitap ise gerisi ayrıntıdır!

Le Monde gazetesinin haberine göre 22 Arap ülkesinde yayımlanan çeviri kitapların sayısı Türkiye'de çıkanların çok gerisinde kalıyormuş.

Le Monde gazetesinin haberine göre 22 Arap ülkesinde yayımlanan çeviri kitapların sayısı Türkiye'de çıkanların çok gerisinde kalıyormuş. Hatta, bir yerde, bu oranın on birde bir olduğunu bile okudum. Yalnız Türkiye'de çıkan 11 çeviri kitaba karşı tüm Arap ülkelerinde çıkan tek bir kitap!
Bu istatistiğin çok önemli olduğuna şüphem yok. Hem Türkiye hem de Arap ülkeleri için çok şeyler söylüyor. Yalnızca bugünleri değil, yarınları hakkında da. Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye Gütenberg'in matbaasına neredeyse 250 yıl gecikerek kavuşmasının acısını çıkarma çabasındayken Arap ülkeleri bambaşka bir yerde.
Bunun acısını 21. yüzyıl boyunca da çekecekleri kesin.
Şimdi madalyonun öteki yüzüne geçiyorum:
Evet Türkiye'de daha fazla kitap çıkıyor ama bunlar ne kadar okunuyor? Türkiye'de yaşayanların hayatında kitabın yeri neresi?
Ve bir ek soru: Bu kitapları kim yayımlıyor? Kurumlar ve toplum bu yayınevlerini nasıl ödüllendiriyor? Nasıl destek oluyor?
Peşinen söyleyeyim: Bu kitapların çoğu çok güç koşullar altında, takıntılı diyebileceğimiz bazı yayıncılar ve editörler tarafından neredeyse mazoşistce bir ısrarla çıkarılıyor.
Bu tanıma uyan çok yayıncı var, ama benim aklıma hepsinden önce Ayrıntı Yayınları'nı yöneten Ömer Faruk geliyor. Onu gördüğüm zaman, yaptıkları yüzünden onunla gırgır geçmekle yanaklarından öpüp kutlamak arasında duraksıyorum.
Bu Ömer Faruk son 20 yıl içinde tam 520 kitap yayımlamış! 520 kitap! Nasıl kitaplar mı? Dünyanın başka yerlerinde ya en büyük yayınevlerinin ya da üniversite ve vakıf yayınevlerinin yayımlamaya cesaret edebileceği türden zor, çetrefil, müşterisi sınırlı, okurundan hazırlık ve sahici çaba isteyen kitaplar...
Canetti, Gorz, Genet, Foucault, Bakhtin, Kristeva, Huizinga, Zeldin, vb. Çağdaş düşün hayatının temel taşları...
İşte bu Ömer Faruk yaptıkları yetmiyormuş gibi geçenlerde de kentler hakkında yazılmış belki de en önemli kitabı, Lewis Mumford'un 'Tarih Boyunca Kent' adlı kitabını yayımladı. Kitap dediysem küçük puntolarla yaklaşık 750 sayfa, tuğla gibi bir şey. 2 bin basılmış, 700'ü dağıtıma çıkmış. Olacak şey değil.
Geçenlerde rastladığımda en çok şu sözü beni üzdü:
"Biliyor musun, basında bu kitapla ilgili tek bir yazı çıkmadı. Aslında hiçbir yerden olumlu bir tepki almadım. Yalnız, bir üniversite hocası elektronik posta göndererek kutladı ve teşekkür etti."
Parasal kazanç eksikliğini bir yana koyduk diyelim, manevi ödülleri bu kadar kısıtlı olan bir iş yapılır mı?
Mumford azmış gibi Macar filozofu Agnes Heller'in 'Bir Ahlak Kuramı' adlı kitabını da yayımlamış Ömer Faruk. O da tuğla kitaplardan, tam 850 sayfa. Ahlak felsefesi konusunda tam 850 sayfa ağır tartışma!
Niçin böyle bir şey yaptığını sorduğumda şu anlama gelebilecek şeyler söyledi:
"Bu kadar çok cami olduğu halde bu kadar çok ahlaksızlık da bulunan ülkemizde etik felsefesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum."
Böyle birine ne diyebilirsiniz?
"Oğlum sen manyak mısın?" da diyebilirsiniz, "Aşk olsun da!"
Ben ikinciyi diyorum ve bu yazıyı onu ve onun gibilerini cesaretlendirmek için yazıyorum.
Bu devletin kütüphaneleri tek bir kitabınızı almasa da, bu ülke size çok şey borçludur!