Taraf'ın ilk günü

İkinci Cumhuriyetçilerin gazetesi olarak lanse edilen günlük Taraf gazetesi çıktı. Türkiye'de ve dünyada gazetelerin ağır sorunlarla boğuştuğu günümüzde yeni bir gazete çıkarmak...

İkinci Cumhuriyetçilerin gazetesi olarak lanse edilen günlük Taraf gazetesi çıktı. Türkiye'de ve dünyada gazetelerin ağır sorunlarla boğuştuğu günümüzde yeni bir gazete çıkarmak, en azından cesaret açısından, kutlamaya değer bir olay. Her yeni gazeteye, gazetecilere açılmış yeni iş kapısı olarak bakıp sevinebiliriz. En önemlisi demokrasi orkestrasına yeni bir sesin daha katılmasıdır. Bu orkestrada ne kadar çok enstrüman olur ve her kafadan ne kadar farklı ses çıkarsa ortaya o kadar gür bir senfoni çıkar diye düşünüyorum.
Taraf'a başarılar!
Ancak, ilk günkü gazeteyi büyük bir iddia ile ilan edilen 'farklı olma' açısından hayal kırıcı bulduğumu söylemeliyim. Diğer gazetelerimizden pek farklı bir şey göremedim doğrusu: Neşe Düzel'in her zaman gündem oluşturan söyleşisi manşete çıkmış, ki haklı olarak Radikal'deyken de çıkardı. Başka?
Spor dahil diğer sayfaları Babıâli 'establishment'ının basmayacağı türden 'farklı' haberler için taradım. 'Vay canına, bak neleri ortaya çıkartmışlar!' dedirtecek türden bir şey bulamadım. Bu kadar hazırlıktan sonra ilk gün için ayırdıkları haber stoku daha iyi olmalıymış gibime geldi.
Bu türden 'ciddi' gazetelerin çıkarılmasına iki kez (Politika, Hürgün) fiilen katılmış biri olarak ilk gün çıkarılan gazetenin her zaman 'en kötü gazete' olduğunu biliyorum. Gazeteler uzun mesafe koşucularına benziyorlar. Koştukça nefesleri açılıyor. Ola ki, Taraf için de öyle olacaktır.
Ancak, ben gene de, kendi tecrübelerime dayanarak, 'Taraf'çı arkadaşları uyarayım: Patronlarının direnme gücü için duacı olsunlar. Beklenen tiraj yakalanamayınca huzurlar kaçıyor. Gazetenin bitip tükenmez harcamaları en iyi niyetli patronlar için bile yüke dönüşüyor. Adam çıkarmalar filan derken işin tadı kaçıyor.
Ben bunu iki kez yaşadım. Politika gazetesini 1975 güzünde Kadri Kayabal'ın Ekonomi-Politika gazetesini devralan Ercan Arıklı ile İsmail Cem çıkarmıştı. Ben, Babıâli'deki ilk işim olmasına rağmen, Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı idim. Ercan ile Cem 100 bin tirajdan söz ediyorlardı. Gerçekten TRT Genel Müdürlüğü'nden atılmış olan Cem o kadar popülerdi ki, bu rakam bile mütevazı görünüyordu. Satışlar 25-30 bine oturunca panik başladı. Orasıyla burasıyla oynaya oynaya gazeteyi tanınmaz hale getirdik. Derken yeni sermayedarlar geldi ve bize yol göründü.
Ondan 10 yıl sonra çıkardığımız Hürgün serüveni ise yalnızca 49 gün sürdü. Hürgün'ü Hürriyet'in sahibi Erol Simavi'nin oğlu Sedat Simavi'ye armağan
olarak çıkardığı söyleniyordu. Beklenen tiraj yakalanamadı. Gazete kapatıldığında, adı sahip olarak künyeye giren genç Simavi 50 metre ötede bir binadaki gazetesini henüz ziyaret etme fırsatını bulamamıştı!
Taraf'ın İkinci Cumhuriyetçiler gazetesi olarak lanse edildiğini söylemiştim. İkinci Cumhuriyetçilerin görüşleri, biraz İslamcı sosuyla da olsa, iktidarda bulunduğuna göre, siyasi açıdan sert bir muhalefet beklemek abes olsa gerek. İlk günden de anlaşılıyor ki, 'seçilmişler'den çok 'atanmışlara' ve özellikle askerlere ve bürokratlara yüklenecekler.
Peki, acaba her demokrasinin çok ihtiyaç duyduğu türden soruşturmacı gazetecilik örnekleri sergileyebilecekler mi? Örneğin, döneme damgasını basan gizli ilintilere, siyasal otorite, tarikatlar ve taraftar holdingler arasındaki çapraşık ilişkilere girebilecekler mi? Bunu başarabilirlerse, gerçekten gözler onlara döner. Aksi takdirde, ne kadar sert köşe yazıları yazılırsa yazılsın, işlevsizlik tehlikesi söz konusudur.
Benim o iki deneyimden aldığım ders: Gerçek habere ihtiyaç var; yalnız tavırla gazete satılmıyor!