Tartışma meydanında tasfiye

En netameli konularda bile özgür tartışmanın ne kadar yararlı olabileceğinin canlı bir örneğini yaşıyoruz. Türkiye'deki Kürt sorunu konusunda kavramlar...

En netameli konularda bile özgür tartışmanın ne kadar yararlı olabileceğinin canlı bir örneğini yaşıyoruz. Türkiye’deki Kürt sorunu konusunda kavramlar, terimler, savlar, karşı savlar Cumhuriyet tarihinde ilk kez tartışma
meydanına çıkıp kapışıyor, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bir bakıyorsunuz en güçlü görünenler kof çıkmış, bir bakıyorsunuz, en cılız görünenler toparlanıp hamle yapmış...
Ortak akıl çayırında mutabakât arıyoruz.
O mutabakâtı bulup bulamayacağımız belli değil, ama daha önce de söylediğim gibi, bu tartışmanın yapılıyor olabilmesi bile önemli. En azından, kavramların ve savların, karşı kavramlar ve karşı savlar tarafından sınanması açısından önemli.
Özgür tartışma yalancı pehlivanların tasfiyesine yarıyor.
Bunlardan birincisi, kuşkusuz, federasyon tezi.
Bu kavram açıkca tartışılamadığı için hep beyinlerin derinliklerinde neredeyse büyülü bir kavram gibi saklanageldi. Tartışılamadığı, irdelenemediği ve böylece demistifiye edilemediği için aslında olduğundan daha güçlü göründü.
Günümüzde Abdullah Öcalan bile, gönlünden geçen öyle bir şey olsa da, o kelimeyi reddediyor. Reddediyor, çünkü Türkiye’nin olguları karşısında federal bir çözümün artık olanaksızlığı ayan beyan ortaya çıkmış durumda.  Ülkenin Kürt kökenli yurttaşlarının yüzde 43’ü Batı’da yaşıyor. İstanbul dünyada en fazla
Kürt kökenlinin yaşadığı kent... Durum böyleyken federasyon nasıl olacak? Kürtler için ayrı bir bölge ayrılırsa, öteki bölgelerde yaşayanlar onlara ‘Öyleyse burası da bizim, sizin burada ne işiniz var’ demeyecekler mi? Bu durum Batı’da yaşayan Kürt kökenliler açısından rahatsızlıklar yaratmayacak mı?
Şu saatten sonra federasyon tezinin aşırı Kürt milliyetçileri dışında hiç kimseye cazip görüneceğini sanmıyorum. Bence o kavram bu tartışmada diskalifiye olmuştur.
Bunun yanı sıra zayıf düşen bir kavram da, doğrudan doğruya yapılmak istenen girişimin adı: ‘Kürt açılımı’. Konuyu etnik temele indirgemenin ayrıştırıcı sonuçlar doğurabileceği anlaşılınca ‘demokratik açılım’ demenin daha doğru olacağı öne sürüldü... Hükümet de bunu kabul etmiş durumda. Ben de artık öyle düşünüyorum. Eğer aranan çözüm federasyon türünden bir şey olmayacaksa, ki niye olamayacağını bu tartışma sayesinde görmüş bulunuyoruz, elbette ülkenin tüm bölgelerinde ve tüm yurttaşlarına yönelik bir demokratikleşme şeklinde somutlaşmalı: Siyasal haklar, kültürel haklar, çoğulculuk, vb...
Eğer ortak akıl arayışı ve tartışması soğukkanlı bir biçimde sürdürülebilirse, tartışmaların er meydanında ağır yara alacaklardan birisi de Abdullah Öcalan mitosu olabilir. Bazı kesimlerde putlaştırılan, elinde tılsımlı değnek, şapkasının içinde beyaz bir tavşan bulunan ‘büyük lider’ muamelesi yapılan bu figürün İmralı’dan gönderdiği mesajlar onun da demistifiye edilmesini sağlayabilir. Nitekim, bir yandan federasyonu reddederken öte yandan federasyon ötesi talepler içeren, tutarsızlıklarla dolu son mesajı bazı çevrelerde tam da böyle bir etki yaratmışa benziyor. Ne kadar çok konuşursa bu etki o ölçüde yaygınlaşacaktır.
Bence tartışma iyi gidiyor. Yeter ki, başkalarının hatırı için aceleye getirilmesin. Yeter ki, zaten
angaje çevrelerle sınırlı kalmasın, en geniş çerçevede, en özgür biçimde devam edebilsin...