Taş devrinde Ermeniler ve Türkler

Önümüzdeki günlerde Türk-Ermeni ilişkileri gündemin ön sıralarında olacak. Başkan Obama'nın ziyareti, 24 Nisan'da yapacağı açıklamada ?soykırım' sözcüğünü kullanıp kulanmayacağı ve o beklenen adım...

Önümüzdeki günlerde Türk-Ermeni ilişkileri gündemin ön sıralarında olacak. Başkan Obama’nın ziyareti, 24 Nisan’da yapacağı açıklamada ‘soykırım’ sözcüğünü kullanıp kulanmayacağı ve o beklenen adım: Türkiye-Ermenistan sınırının açılması...
Ben Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin sımsıkı bir dostluğa dönüşmesinin mümkün ve iki halk için de fevkalade yararlı olduğunu düşünenlerdenim. Yeter ki, kin ve nefret arsaları üzerine bina edilmiş çıkar şatolarının borusu ötmesin.
Ege’nin bizi Yunanlılardan ayıran değil birleştiren bir deniz olması gerektiğini uzun yıllardır savunuyoruz. Ben, Anadolu’nun da bizi Ermenilerden ayıran değil birleştiren bir öğe olabileceğine inananlardanım. Her iki tarafın da genlerine sinmiş Anadoluluğun istenirse bir kardeşlik ruhu yaratabileceğini düşünüyorum.
Bizi ayıran değil birleştiren şeyler üzerine odaklaşırsak kucaklaşabileceğimiz ortak
zemini buluruz.
Zamanında Sabahattin Eyüboğlu’nun vurguladığı gibi, Anadolu’da fetheden ve fethedilen yoktur. Soylar, dinleri, adları farklı olsa da, ortak Anadolu kültürü tarafından biçimlendirilen insanlar vardır.
Ortak yiyeceklerimiz, içkilerimiz, türkülerimiz ‘Aslında kime ait?’ türünden saçma mülkiyet kavgalarına değil, ‘Ne güzel, hepimize ait’ türünden dayanışma ve dostluklara yol açabilir, açmalıdır.
***
Çok doğru olsa da, bunun söylendiği kadar kolay olmadığının farkındayım. Eğitim sistemimizde ve resmi kültürümüzde Anadolu’ya böyle bakılmasını zorlaştıran engeller olduğunu biliyor, haklı olarak eleştiriyoruz. Yavaş yavaş da olsa bazı şeyler düzeliyor.
Ya karşı taraf? Korkarım onlar bu konuda bizi çok gerilerden izliyorlar.
Bir örnek:
Geçen yıl Urfa yakınlarındaki Göbeklitepe arkeoleojik kazısının parmak ısırtıcı özelliklerine ilişkin bir yazı yazmıştım. Burada, düşünebiliyor musunuz, cilalı taş devrinden kalma, 11 bin yıllık muhteşem bir tapınak bulunmuştu. Geçmiş hakkındaki bilgimiz bir anda 6-7 bin yıllık bir sıçrama yapıyordu!
Bu müthiş kazı hakkında ABD’nin ünlü Smithsonian dergisinde uzun bir yazı yayımlandı. Yazı, Göbeklitepe’nin yerini tarif ederken Türkiye’deki Urfa kentinin yakınlarında olduğunu belirtiyordu.
Vay sen misin bunu söyleyen! Dünyanın çeşitli yerlerinden Ermeniler oraların aslında kadim Ermeni krallığına ait olduğunu ve ‘Moğollardan türemiş Türk sürülerinin’ buralara çok sonra geldiklerini, o yüzden yazıda Türkiye denmesinin vahim bir hata olduğunu belirten ateşli mesajlar gönderdiler. (Bkz: http://www.smithsonianmag.com/history-archaeology/gobekli-tepe.html?c=y&page=1)
Aklı başında birileri onlara Millattan Önce 9. binyılda, yani henüz tekerlek icat edilmemişken Türklerden de Ermenilerden de söz etmenin komik olacağını hatırlatmaya çalıştı ama dinleyen kim! 
Hayır efendim, oralar ve Doğu Anadolu en baştan beri yalnızca Ermenilerindi ve kimseyle paylaşılamazdı!
Yalnızca bir manyağın kaleme aldığı bir mektuptan söz etmiyorum. Onlarcası var. Belli ki, böyle bir şeye gerçekten inanıyorlar. Dünyaya ve Türkiye’ye bu gözlerle bakıyorlar.
Ve üstelik bunlar, Smithsonian gibi entelektüellerin okuduğu bir derginin okuyucusular!
Daha önce dediğim gibi, hadi biz kendi kendimizi yavaş yavaş da olsa tedavi ediyoruz da, onları ne yapacağız?
Bir yandan lobilerin oyuncağı olmayacağını söylerken, bir yandan da ‘soykırım’ sözcüğü konusunda Ermeni lobisine söz vermiş olan Başkan Obama’ya, işin bu yanı da anlatılacak mı acaba?