TCK 301 yumağına çözüm

Musa Kart'ın davalık olan karikatürünü hatırlayın: Başbakan Recep Tayip Erdoğan imam-hatipler konusuyla oynaya oynaya yumağa dolanmış bir kediye benzemiş, her tarafı iplerle sarılı, kıpırdayamıyor, şaşkın şaşkın bakıyor.

Musa Kart'ın davalık olan karikatürünü hatırlayın: Başbakan Recep Tayip Erdoğan imam-hatipler konusuyla oynaya oynaya yumağa dolanmış bir kediye benzemiş, her tarafı iplerle sarılı, kıpırdayamıyor, şaşkın şaşkın bakıyor.
TCK 301 konusu da öyle oldu. İsterseniz Erdoğan'ın yanına ya da yerine Adalet Bakanı Cemil Çiçek'i koyabilirsiniz.
Gerçekten, hükümet olarak çok basit bir konuyu kördüğüme çevirmesini başardılar. Onu oraya, buraya, şuraya atarken, tutarken her şey birbirine karıştı, kimin ne dediği, ne istediği anlaşılmaz oldu.
Bu maddeden siyasal çıkar bekleyenler için hava hoş, akılları sıra milliyetçilik gösterisi yapıyorlar: Asıl zarar görense, bu maddeyle korunmak istenen kavram, yani Türk ulusu!
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de söyledi: Bu madde yüzünden öyle bir hava oluştu ki, kimi yabancılar Türk hapishanelerinin gazeteci ve yazarlarla dolu olduğunu sanıyorlar. Türkiye'ye gelmek isteyenleri "Aman, orası karanlık, tehlikeli bir yer!" diye uyarıyorlar.
Hükümet, kendisinden beklenen liderliği göstererek bu maddeyi tez elden düzeltmek yerine, bir 'Şark kurnazlığı'na başvurdu ve alakasız sivil toplum kuruluşlarından görüş istedi. Bir kısmı 'sivil' sıfatını hiçbir şekilde hak etmeyen bu kuruluşlar da maddeyi daha da ağırlaştırdılar, 'Türklük' kavramının yanına 'Türk milleti'ni eklediler.
Biraz daha uğraşılsa, TCK 301 'ağırlaştırılmış müebbed' hapis gerektiren bir suç haline gelmesi işten değil.
Kıbrıs ya da Güneydoğu söz konusu olduğu zaman askerler haklı olarak "Biz bu işte tarafız" diyorlar. 301'in de tarafları var. Bunların en başında yaşamını fikir üreterek ve ifade ederek kazananlar geliyor: Yazarlar, çevirmenler, gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar...
Bu konuda onların dediklerine öncelik tanımak gerekiyor. Oysa, öyle görünüyor ki hükümet onları veteriner odalarıyla eşdeğer tutmakta...
Bu türden kuruluşların bir kısmı bu maddenin tümden kalkmasından yana. Amacın başka maddelerle karşılanabileceğini düşünüyorlar.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 'Türklük' kavramı yerine 'Türk milleti', 'aşağılama' yerine de 'hakaret' kelimesinin yer alması halinde sorunun çözüleceğini söylüyor.
Basın Konseyi ise TCK 301 için değişiklik önerisini üç ay önce ilan etmişti:
"(1)Türk Ulusuna, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, devletin yargı organlarına, askeri ve emniyet teşkilatına, saygınlıklarına zarar verecek ve kamu barışı ile güvenini sarsacak ölçüde alenen hakaret edenler üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarıyla, basının haber verme görevi içinde kalan yayınlar suç oluşturmaz.
(3) Birinci fıkra kapsamında soruşturma yapılması Adalet Bakanı'nın iznine bağlıdır."
Bu kadar basit. Yeter ki niyet, yumağı çözmek olsun!