Tılsım kaybolunca

Şimdi ne olacak? Koşulların tüm karmaşıklığına rağmen bu soruya verilecek yanıtın her şeyden önce kişilikle bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan?ın kişiliği ile.

Şimdi ne olacak?
Koşulların tüm karmaşıklığına rağmen bu soruya verilecek yanıtın her şeyden önce kişilikle bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği ile.
O zaman soruyu şöyle sorabiliriz: Bakalım Erdoğan hiç ummadığı bu hayal kırıklığına nasıl tepki gösterecek? 
Hayal kırıklığını yaşayan, örneğin bir Deniz Baykal olsaydı nasıl tepki göstereceğini rahatça tahmin edebilirdik. Ancak, söz konusu Erdoğan olunca edemiyoruz.
Erdoğan, 2002 seçimlerinden bu yana her dokunduğunu altına çeviren bir mitoloji kahramanı gibiydi. Adeta elinde tılsımlı bir değnek vardı. Karşısına dikilenler bir bir yıkılıyor, yokuşlar düz yola dönüşüyor, seçimleri oylarını arttıra arttıra kazanıyordu.
Bu süreçte kendisine güveni arttı, ‘tek adam’laştı, kilitlendiği her hedefi ele geçireceğine inancı pekişti.
Bu kez hedef yüzde 50 idi. Kampanya boyunca ‘Manşetleri halk atacak’ ya da ‘Halk ne diyormuş seçim gecesi görecekler’ derken bunu kastediyordu.
Bir seri yakalamıştı, gidiyordu.
Artık kendi tılsımından şüphesi kalmamış olmalıydı. Yoksa, bir seçim arifesinde, halk işssizlikten inim inim inlerken, kredi kartı borcu olanları ya da fabrikasını kapatmak zorunda kalmış sanayicileri azarlamayı hangi siyasetçi göze alabilirdi?
Tılsım sahibi Erdoğan alabilirdi ve ona bir şey olmazdı. Seçim gecesi bir kez daha görülecekti.
Seçim gecesi ne olduğunu biliyorsunuz!.
Tılsımın bozulduğunu kabul etmek zordur.
Başkalarının size güveni sarsılacağı için zordur.
Ama daha önemlisi, kendinize güveniniz sarsılacağı
için zordur.
İlk kez penaltı kaçıran santrafor, ilk kez başarısızlığa uğrayan Kazanova, ilk kez istediği
rolü alamayan süperstar...
Acaba? Hayır hayır, olamaz! Bir yanlışlık olmalı!
Kimileri hemen suçu başkalarına atarlar. Yakın uzak, birilerini suçlarlar. Komplo teorilerinden medet umarlar. Huysuzlaşırlar. Hırçınlaşırlar. Kabahatli saydıklarını cezalandırma yolları ararlar. Koruganlarına çekilirler.
Kimileri ise, kendi hayatlarından bir adım geriye çekilip: “Dur yahu, acaba ben mi fazla uçmuştum, acaba ayaklarım yerden kesilmiş miydi? Acaba çevremdeki şakşakcı ve goygoycu takımı beni yanılttı mı?” türünden sorular sorarak mümkün olduğu
kadar nesnel bir değerlendirme yaparlar.
Kendi hayatımda örneklerini çok gördüm:
İyi hava kaptanları vardır, kötü hava kaptanları vardır. Bu bir kişilik sorunudur.
Birinciler, rüzgâr arkadan estiği sürece kendilerine güvenleri tamdır. Ama hava bozunca... Tersten esince... A, bir bakarsınız bambaşka bir insan çıkıvermiş karşınıza.
Bakalım, hâlâ Türk siyasetinin bir numaralı aktörü olan Erdoğan tılsımını yitirmesine nasıl
tepki gösterecek?
Kendini yenilmez sayanların o ilk yenilgiden sonra sık sık düştüğü o yanılgıya düşecek mi? Yani, tılsımın hâlâ olup olmadığını sınamak için yerli yersiz fırsatlar ve karşıtlaşmalar arayacak mı?
Yoksa gerçekleri felsefi bir olgunlukla içine sindirip devlet adamı olmaya mı yönelecek?
Henüz bilmiyoruz.