Topbaş'ın günahı ve sevabı

Geçen pazar sabahleyin eşimle birlikte Emirgân Parkı'na gittik. Uzun yıllardır yolumuz düşmemişti. Ben zaman zaman yürüyüşlerimi Yıldız Park'ında yaparım.

Geçen pazar sabahleyin eşimle birlikte Emirgân Parkı’na gittik. Uzun yıllardır yolumuz düşmemişti. Ben zaman zaman yürüyüşlerimi Yıldız Park’ında yaparım. Dört beş ay önce bir televizyon söyleşisi nedeniyle konuştuğum İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a bunu söylediğimde, Emirgân Parkı’nın yeni halini mutlaka görmemi önermiş, ‘Beğeneceksiniz!’ demişti.
Haklıymış. Bir dönemde rahmetli Çelik Gülersoy’un da çok emek verdiği koru, o klişe deyişle, bir ‘cennet köşesi’ne dönüşmüş. Zümrüt yeşil çimenlikler, dev ağaçlar, rengarenk çiçekler, çağlayanlar... İnsana huzur veren bir derinlik duygusu... Mutlu çocuk sesleri...
Alıp oraya götürecek bir torunum olmadığına hayıflandım. Lale zamanında yeniden gelmeye
karar verdik.
Büyükşehir’in Parklar ve Bahçeler Müdürlüğü’nün yaptığı çalışmaları öteden beri takdir ederim. Hele Gülhane Parkı’ndan Yeşilköy’e uzanan sahil yolu, peysajıyla, bakımıyla ve botanik zenginliği ile her türlü övgüye değer. Artık yurtdışından gelen konuklarımı hep o yoldan geçiriyorum. İstanbul’un (evet, başka bakımlardan dehşet veren metropolümüzün) bir çiçekler kenti olduğunu düşünmeleri hoşuma gidiyor.
Bu arada gazetelerde ne göreyim: CHP’li bir İstanbul milletvekili son sel faciasına ilişkin soru önergesinde ‘Paralar altyapı yerine lalelere harcandı’ türünden bir şeyler söylemiş. Sadece ucuz demagoji yapmakla kalmamış, çok ağır sorunları olan İstanbul konusunda umut verici bir vizyon sahibi olmadığını da ortaya koymuş.
Evet, bu zamanda lalelere ve çiçeklere harcanan parayı dile dolamak en ucuzunden popülist demagoji kokuyor. Her ne kadarsa bu para, İstanbul’un dev rant furyası içinde devede kulak bile değildir. Hiç olmazsa sonuçlarını görüyoruz ve çok memnunuz.
CHP bundan 20 yıl kadar önce ele geçirdiği belediyecilikte başarı şansını da bu anlayış yüzünden yitirmişti... Hep ‘altyapı’dan söz ettiler, oysa önemli olan ‘üst yapı’ idi. Yani vizyon, yani çağdaş kentsel yaşam anlayışı... Yani çiçeklerle bezenmiş yollar... ‘Önce insan’ değil, önce kent!
Sel felaketine uğrayan İkitelli’de de asıl sorun altyapı değil üstyapı idi: Sel yatağına altyapı kurmaya çalışan anlayış!
Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir’deki gözkamaştırıcı başarısının temel nedeni onun bunu anlamış olmasıdır. Kafayı salt altyapıya takmış olan bazılarının yerine, kentin kültürel ortamına ve toplumsal dekoruna önem vermesidir. Kentlerin yalnızca yaşanacak değil, aynı zamanda bir müze gibi ziyaret edilecek yerler olduğunu unutmamasıdır.
Topbaş’ın son faciayla ilintili olarak eleştirilecek pek çok yanı olabilir, ama çiçeklere harcadığı para bunların içinde değildir. Ben bir İstanbullu olarak “İyi ki harcanıyor o para!” diyorum.