Tuncay Güney?in söyledikleri

Soruyorlar: "Tuncay Güney?in söyledikleri hakkında ne düşünüyorsun?" Bazıları bunu ?medya etiği? açısından sorduğunu söylüyor.

Soruyorlar: “Tuncay Güney’in söyledikleri hakkında ne düşünüyorsun?”
Bazıları bunu ‘medya etiği’ açısından sorduğunu söylüyor. “Aslında gizli olması gereken ön soruşturmanın bir parçası durumundaki kasetlerin kritik bir zamanda medyaya servis edilmesi ve bir sürü insan hakkındaki ağır suçlamaların paldır küldür yayınlanması medya etiği açısından uygun mudur?” diye soruyorlar.
Onlara Türkiye’de şu anda etik tartışması yapmanın lüks olduğunu, hegemonya kavgasının çok keskinleştiği bu dönemde ‘etik-ötesi’ bir evreden geçtiğimizi söylüyorum. Etik değil tetik önemli bu günlerde.
Akıllardaki soru şu: Bu malzemeyle hasımlarımı nasıl vururum?
“Peki, Tuncay Güney’in sizinle ilgili olarak söyledikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?”
diye de soruyorlar.
Evet, o esrarengiz enstrüman, 2001 yılındaki sohbet/sorgusundaki hezeyanları arasında benim de adımı anmış. İşci Partisi Lideri Doğu Perinçek’le iki kez Avrupa’yı dolaşıp Ulusal Kanal için para topladığımı öne sürmüş.
Düşünün, ben o tarihte Kanal D’nin Haber Koordinatörü’yüm, Uğur Dündar’ın yönettiği Arena programının editörüyüm, Radikal Gazetesi’nde köşe yazıyorum, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ders veriyorum, sık sık televizyona çıktığım için herkes beni tanıyor ve buna rağmen hiçbir alakam olmayan bir siyasal partinin genel başkanıyla bir değil iki kez Avrupa’yı dolaşıyorum!
“Hadi oradan yalancı!” demekten başka bir şey söyleyemiyorum.
Yalancı, çarpıtıcı, akıl bulandırıcı! Kimin aletisin sen?
Güney’in benim hakkımda söylediği önemsiz zırvaların gene de bir faydası var. Bir atasözümüz “Kenarına bak bezini al!” der. Ben bu zırvalara bakarak söylediklerinin tümü hakkında bir değerlendirme yapabiliyorum:
Eğer diğer söyledikleri de bilgi kalitesi açısından bu kenar kadar düşük ise, Tanrı onlardan yola çıkıp tüm top bez hakkında yargıya varmaya çalışanların yardımcısı olsun!
ÖZÜR: Milli Eğitim Bakanı’nın Gazze’deki katliamı okullarda tören yaptırarak kınamasını eleştiren yazımda Bakanın adını Ömer Çelik olarak yazmışım. Büyük gaf! Üstelik Hüseyin beyi tanırım. Bilmem sizin başınıza geldi mi, kafanızdan Hüseyin adı geçerken parmaklarınızın alışkanlık eseri başka bir adı yazdığı oldu mu?
O gün öyle olmuş. Ömer yazmışım, kimse de farkına varmamış. Her iki Çelik’ten ve okurlarımdan özür diliyorum.
Ben de arada bir böyle bir yanlışlığın kurbanı oluyorum. Beni de Şahin Alpay ile karıştırıyorlar. Onun yazılarının övgü ve eleştirilerinin bana geldiği oluyor. Tıpkı tersi olduğu gibi. Geçenlerde bir Alman gazetesinden aradılar, “Ermenilerden niçin özür dilediğimi” anlatan yazımı çevirerek basmak istediklerini söylediler. Öyle bir yazı yazmadığımı, toplu bildirilere imza atmadığımı söyledim. Meğer kadim dostum Şahin imiş ulaşmak istedikleri kişi.
Alev Alatlı’nın 10 yıl kadar önce çıkan bir romanında, bir cenaze töreninde ‘eski Maocu Haluk Şahin’ mezar başında ateşli bir nutuk atıyordu. Alev hanıma rastladığımda “Hayatımda hiç Mao’cu olmadım, siz beni herhalde başka bir Şahin’le beni karıştırdınız,” demiştim. Özür dilemiş, ilk baskıda düzelteceğini söylemişti. Umarım unutmamıştır.
Özetle, insan belleğine fazla güvenmeye gelmiyor.