Türkan Saylan'dan hayat dersleri

Gençlikte hayat sonsuz gibi görünse de, yaş ilerledikçe insan bunun bir sanrı olduğunu keşfeder. Aslında, ne kadar sürerse sürsün, o kadar da uzun olmayan, sınırlı bir zaman dilimidir topu topu. Bu keşif, insanın omuzlarına bir sorumluluk yükler. Sonsuz olmadığına göre, bu sınırlı zaman nasıl kullanılacaktır? Nasıl bir hayat iyi ve doğru bir hayattır? Yani, etik felsefesinin en temel soruları çıkar düşünen insanların karşısına.

Gençlikte hayat sonsuz gibi görünse de, yaş ilerledikçe insan bunun bir sanrı olduğunu keşfeder. Aslında, ne kadar sürerse sürsün, o kadar da uzun olmayan, sınırlı bir zaman dilimidir topu topu.
Bu keşif, insanın omuzlarına bir sorumluluk yükler. Sonsuz olmadığına göre, bu sınırlı zaman nasıl kullanılacaktır? Nasıl bir hayat iyi ve doğru bir hayattır? Yani, etik felsefesinin en temel soruları çıkar düşünen insanların karşısına.
Bazıları ne yazık ki küçük bir azınlık bu sorulara verdikleri yanıtlar üzerinden, temel ilkesi sorumluluk olan bir hayat kurar ve son saniyelerine kadar öyle yaşarlar.
Türkan Saylan işte bu azınlığın en parlak örneklerinden biriydi.
Son sözleri bile bunu kanıtlıyor: “Bütün randevularımı tamamladım, bütün görevlerimi yerine getirdim, ölüme hazırım.”
Keşke, diyorum, daha nice randevuları olsaydı defterinde... Onları tamamlamak için biraz daha
kalırdı buralarda.
Yıllar önce TV 8’deki programıma ne zaman çıkacağını belirlemek için aramızda geçen konuşmayı hatırlıyorum. Şöyle bir şeydi: “Salı konuşma yapmak için Elazığ’dayım, perşembe Adana’da yurt açılışındayım, cuma günü kemoterapim var, cumartesiye ne dersin?”
Hayatın sınırlı, yapılacak şeylerin ise sınırsız olduğunu keşfettiğinde mavi yolculuk planlarından, Ayvalık’taki evde emeklilik düşlerinden vazgeçmiş, tüm zamanını bağnazlık ve cehaletle savaşıma adamıştı. Bunu yük olarak değil, severek yapıyordu.
Mutluluk tanımıma en uygun düşen insanlardan biriydi: “Mutluluk insanın sorumluluklardan
kurtulması değil, onları sevmesidir.”
Başhekimi olduğu Cüzam Hastanesi’ne staja gelen ve gördüklerinden etkilenen doktor adaylarına söyledikleri tüm tıp fakültelerinin girişine asılmalı:
“İşimizi severek ve hizmet ettiğimiz insanlarla özdeşleşerek, onları kendi yerimize koyarak yaparsak kısıtlı olanaklarla da herkesi mutlu kılabilecek sonuçlara ulaşabiliriz.
Siz burada normal bir davranış gördünüz, her yerde bunu aramalı ve uygulamalısınız. Bir kez insancıl kuralların dışına düşer, hekimliğinizi, sağlıkçılığınızı yanlış yönde kullanırsanız ondan sonra ardı arkası gelir; bir kez, ama bir kez hatır için gerçek olmayan bir rapor yazarsanız ardı kesilmez; bir kez (...) hastaya, hemşireye bağırarak, onları ürküterek mesleğinizi yaparsanız, o hep öyle gider; bir kez o ahlaksız bıçak parası uygulamasına ‘Herkes yapıyor, bir namuslu ben mi kaldım’ diye katılırsanız bilin ki dürüst hekim olarak yaşam sürme şansını yitirmiş olacaksınız.”  (Cumhuriyet’in Bireyi Olmak, s. 544)
Buradaki temel etik ilkesini, sadece örnekleri değiştirerek, hemen her mesleğe uygulayabiliriz. Hayatın bütününe uygulayabiliriz.
O öyle yaşadı.
Güle güle sevgili Türkan Saylan. Senin çağdaşın olduğumuz için şanslıyız.