Türkiye Endonezya mı olacak?

İran, Cezayir ve Malezya'dan sonra bir de Endonezya mı çıktı diyeceksiniz. Haklısınız. Ama, bu kez yapacağım karşılaştırma ötekilerden farklı olacak. Bu kez yüreğiniz hoplamayacak.

İran, Cezayir ve Malezya’dan sonra bir de Endonezya mı çıktı diyeceksiniz. Haklısınız. Ama, bu kez yapacağım karşılaştırma ötekilerden farklı olacak. Bu kez yüreğiniz hoplamayacak. Büyük bir olasılıkla, Türkiye’nin Endonezya gibi olmasını onaylayacak, yaptığım benzetmeye sevineceksiniz.
Dünyanın en büyük Müslüman nüfusuna sahip ülkesi 240 milyonluk Endonezya’da yapılan seçimlerde İslamcı partiler ciddi oranda gerilemişler. Toplam oyları yüzde 38’den yüzde 26’ya düşmüş.
En çok hayal kırıklığına uğrayanlardan birisi, hükümet ortağı Kalkınmış Adalet Partisi (Size bir şey hatırlatıyor mu!) imiş. Oyunu yüzde 100 artırmayı bekleyen bu parti ancak yerinde sayabilmiş.
Buna karşılık laik partiler oylarını artırmış, durumlarını güçlendirmişler.
New York Times gazetesi bu konudaki haberinde, dinci partilerin gerilemesini yönetime gelince yolsuzluğa bulaşmalarına ve dürüstlük konusunda halkın güvenini yitirmelerine
bağlıyor. O kadar ki, özel yaşamında dindarlaşanlar bile bu kez laik partilere oy vermişler.
Özellikle Başbakan Susilo Bambong Yudhoyono’nun yürüttüğü temiz toplum kampanyası dinci partilerin en önemli kozlarını ellerinden almış. Onlar da, şeriat düzeni hedefinden vazgeçmemekle birlikte, dini temaları çok daha az kullanmaya karar vermişler. Dinin oy çekmekte eskisi kadar etkili olmadığını kabul etmişler.
Öyle sanıyorum ki, bizim 29 Mart seçimlerinin sonuçları ve Endonezya’dan gelen haberler
İslamcı partilerin yükselişi konusunda yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.
İlk aşama, yasaklama dönemiydi. Seçime girmelerine ya da iktidarı almalarına izin verilmiyordu. Bu onları fevkalade çekici kılıyordu.
Sonra, en azından bazı yerlerde, demokratik siyasete katılmalarına izin verildi. Oralarda (Gazze, Lübnan) kısa zamanda büyük başarılar kazandılar. Hatta, bu durumun kaçınılmaz olduğu konusunda kaygılı bir kanı yerleşti bazı çevrelere.
Şimdi üçüncü aşamaya geçiliyor: Eğer beklentileri sağlayamaz ve yolsuzluğa bulaşırlarsa, iktidar İslamcı partilere yaramıyor, hızla gerileyebiliyorlar. Yani, ille onlar iktidara gelir ve hep iktidarda kalır diye bir şey yok!
Yeter ki, demokrasi ayakta kalsın, bellibaşlı kurumlarıyla işlemeye devam etsin!
Bunların başında kuşkusuz ifade ve basın özgürlüğü geliyor. Yeter ki, eleştiri yapılabilsin, üçkâğıtçılar sergilenebilsin, hırsıza hırsız denilebilsin. Yeter ki özgür ve bağımsız medya ‘gözcülük’ görevini hakkıyla yerine getirebilsin.
Seçmen, dini inançları ne olursa, öbür tarafta cennettten önce bu tarafta iyi ve temiz yönetim istiyor. Bir süre din istismarcılarına kansa bile, doğrusu söylenebiliyorsa, zamanla uyanıyor.
Bu saptama, demokrasi açısından fevkalade önemlidir. Çünkü, ikinci aşamadayken, İslam ülkelerinde demokrasinin, toplumu yanlış ellere teslim ettiren bir lüks olduğunu öne sürülebiliyordu.
Son seçim sonuçları, Türkiye ile Endonezya’nın birbirine benzer süreçlerden geçtiğini gösteriyor. Demek ki, başka türlü de olabiliyormuş.
Yeter ki demokrasi işlesin!