Türkiye: 'Zayıflayan devlet'?

Peki, bütün bu olup bitenlerin sonucunda Türkiye'ye ne oluyor? Daha güçlü bir ülke mi oluyoruz, daha zayıf mı?

Peki, bütün bu olup bitenlerin sonucunda Türkiye’ye ne oluyor? Daha güçlü bir ülke mi oluyoruz, daha zayıf mı?
Bu soru bazılarına haksız ve hatta saçma görünebilir. Şundan: Türkiye birbirine hiç benzemeyen en az iki resmi çekilebilen bir ülke.
Bir yandan bakıldığında çok belirgin bir biçimde gelişen, büyüyen, farklılaşan, profilini yükselten
bir Türkiye var.
Ama öte yandan bakıldığında varlık nedeni konusunda ulusal mutabakatını kaybetmiş, bölünmeleri gittikçe derinleşen, sistemin farklı öğelerini bir arada tutacak kurumları birbiriyle kavgalı, en önemli sorunlarını çözemeyen bir Türkiye...
Son yıllarda dünya basını daha çok birinci resme ilgi gösteriyor, onun çeşitli versiyonlarını yayımlıyor. Gazetecilik ölçütleriyle haksız sayılmazlar, çünkü orada gerçekten ilginç bir resim var. Cumhuriyet Türkiyesi ve onun son 25 yıllık ekonomik, kültürel ve turistik sıçraması göz ardı edilemeyecek bir başarı öyküsüsdür.
Öteki resim ise daha çok uluslararası stratejik düşünce kuruluşlarının ve muhtemelen istihbarat örgütlerinin raporlarında yer alıyor. Buralarda da, ülkenin kötüleşen yapısal zaaflarından yola çıkarak
‘Bu Türkiye nereye kadar devam eder?’ türünden vahim sorular sorulabiliyor.
23 Ağustos’ta Cumhuriyet Gazetesi’nde Leyla Tavşanoğlu’nun uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Hasan Koni ile yaptığı mülakatta ikinci resimden söz ediliyor ve iki önemli Amerikan üniversitesi tarafından hazırlanan bir raporda Türkiye’nin ‘zayıflayan devlet’ olarak nitelendiğine değiniliyor.
*
Bunun bir nedeni, kuşkusuz, küreselleşme süreci.
Bu süreç içinde tüm ulus-devletler zayıflıyor, eskiden yaptığı bazı şeyleri yapamaz duruma düşüyor.  Herkes herkesten etkilenir hale geliyor. Ancak, Türkiye’yi son sekiz yıldır yöneten AKP hükümetlerinin uyguladığı politikaların Türkiye’yi dış dinamiklere aşırı ölçüde teslim ettiği düşünülüyor anladığıma göre.
‘Ulusal çıkar’ kavramından yararlanmak için ille ulusalcı olmak gerekmiyor. Ulusalcıların en büyük düşmanı ABD bu kavramı en çok kullananlardan biri.
Burada kastedilen ‘zayıflama’ akademik tartışmalarda kullanılacak, bir soyutlama değil; tam tersine, ülkenin somut durumlara müdahale yeteneğinin bir ölçüsü. ‘Filanca durumda Türkiye ne yapabilir’ sorusuna verilecek yanıtı belirleyen güç düzeyi.
Yani hafifsenecek bir şey değil.
Bu bakış açısına göre, örneğin ağır bir güvenlik krizi halinde kendi kararlarını ulusal çıkarlarına göre alamama zaafı ile yaşıyor Türkiye. Daha çok iç dinamiklerle bağlantılı diğer sorunları, yani bölünmüşlüğü, ideolojik mutabakatının çözülmüşlüğü ve kurumsal kavgaları, bu zaafı ağırlaştırıyor.
O zaman bizim gibilere “Umarız, Türkiye bu zaaftan kurtulmadan, ağır bir krizle, örneğin Güneydoğu kentlerinden birinde tahrik edilmiş bir güruhun yaptıklarıyla imtihan edilmek zorunda kalmaz!” demek kalıyor. Olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum.