Türkiye'de mizah yazmak niçin zordur?

'Ferrari'sini Satan Bilge' adlı kitabın Türkiye'de de çok satmasına hep şaşırmışımdır. Maddi anlamda her şeyi olduğu halde huzuru olmayan işkolik orta yaşlı Amerikalılar için yazılmış olan bir kitabın...

'Ferrari'sini Satan Bilge' adlı kitabın Türkiye'de de çok satmasına hep şaşırmışımdır. Maddi anlamda her şeyi olduğu halde huzuru olmayan işkolik orta yaşlı Amerikalılar için yazılmış olan bir kitabın, henüz gözü mala mülke doymamış bir ülke halkınca yaşam rehberi yapılmasını garipsemişimdir.
Saçı olmayan birisi şampuan markalarına kafayı takar mı? Eğer orası hayatın hep mizahın önünde gittiği bir ülkeyse takabilir demek ki...
Yalçın Pekşen'in tadına doyum olmaz taşlama öykülerinden oluşan 'Ferrari'sini Satan Hergele' (Say Yayınları, 176 sayfa), fena halde Amerikan bu kitabın Türkiye'de çok satmasının gırgırını geçen bir öyküyle başlıyor:
Turgut Kılıç da tıpkı kitapta anlatılan Julian Mantle gibi avukattır. Ancak benzerlik ondan ibarettir. Mantle dava üstüne dava kazanıp hayatın anlamını sorgulamaya başlayacak kadar mala mülke doyarken, Kılıç memleketimizde davaların bitmemesi nedeniyle sürünmekte, bırakın hayatın anlamını aramayı, hayatını kazanmayı bile başaramamaktadır...
Derken, bir gazete 'Ferrari'sini Satan Bilge' kitabını promosyon olarak verir. Kılıç kitabı okur ve tüm hayatı değişir. O, hayatın anlamı ve huzur peşinde değil, Ferrarisi'ni satan adamların parasının peşine düşecektir...
Yalçın Pekşen bu kitaptaki öykülerinde müthiş bir kültürel savrulma yaşayan ülkemizdeki saçmalıkları, çelişkileri, tuhaflıkları, tutarsızlıkları bazen ironi, bazen taşlama, bazen de kara mizahın araçlarıyla ele alıyor. Karşımızda Aziz Nesin çizgisini sürdüren usta bir mizahçı ve yazar var. Mizahın konrolünü hiçbir zaman kaybetmiyor, vur deyince öldürenler gibi işin cılkını çıkarmıyor.
Türkiye'de mizahçı olmak kolay değil. İnsanların, mesleklerin, kurumların aşırı derecede alıngan olduğu bir ülke bizimkisi. Başınız kolayca belaya girebilir, kendinizi her an mahkemede ya da suçlu sandalyesinde bulabilirsiniz.
Ancak Türkiye'de mizah yazarlığını zorlaştıran bir öğe daha var: Hayatın mizahı geride bırakması; günlük hayattaki gülünç tutarsızlıkların hayal gücünü aşması.
Bu durumu çok iyi anlatan ve Aziz Nesin'in başından geçtiği iddia edilen bir öykü vardır. Pekşen kitabının en sonunda o öyküyü de hatırlatmış:
"Güya ünlü yazarın Brazilyalı bir hayranı (...) yazarla tanışmak için ülkemize gelir. Aziz bey bu büyük hayranlıktan ötürü gururla kendisini Çatalca'daki vakfına birlikte birkaç gün geçirmek için davet eder.
Hayran ilk günlerde Aziz Nesin'e büyük saygı gösterir ve 'Aziz beyefendi' diye hitap eder.
İki gün sonra 'Aziz bey' demeye başlar. Dördüncü gün 'Aziz' diye seslenir, ülkesine döneceğine yakın 'Ulan Aziz' diye çağırmaya başlar.
Bu değişikliğe üzülen yazar hayranına: 'Neden bana olan saygını yitirdin?' diye sorar.
Brezilyalının cevabı şöyle olur:
"Çünkü ben Brezilya'dayken senin bu öyküleri hayal gücünü zorlayarak yazdığını sanıyordum. Meğer sen etrafta gördüklerini anlatıyormuşsun."
Yalçın Pekşen de Aziz Nesin gibi: Etrafında gördüklerini anlatıyor!