Türkiye'nin kapanma devri

Türkiye'nin kapanma devri Kimseyi sevmiyoruz. Türkiye dünyaya ekonomik olarak açılıyor, ruhsal açıdan kapanıyor.

1960'lı yıllarda sol hareketler anti-Amerikan soganlarla uç vermişti.
'Defol Amerika!' Derken sol bölündü, yeni bir slogan çıktı: 'Ne Amerika, ne Rusya, bağımsız Türkiye'. Bunun Maocuların dileği olduğuna inananlar yeni bir öğe daha eklediler: 'Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin; her şey bağımsız Türkiye için.'
O sol rüzgârlar çoktan dağılıp gitti, ama öyle anlaşılıyor ki, günümüzde halkımızı peşinden sürükleyecek sloganın 'Ne Amerika, ne Rusya,
ne Çin, ne Avrupa, ne İran, ne İsrail, ne de başka biri; tek başımıza ilerleyelim bir ileri bir geri!' türünden bir şey olması gerekiyor.
Sonuçları geçen hafta yayımlanan 'Transatlantic Trends' adlı araştırmadan söz ediyorum. Bir Amerikan kuruluşunca her yıl bazı Avrupa ülkelerinde yapılan bu araştırmanın 2007 bulgularına göre şu sıralar 'haletiruhiye'miz Cahit Sıtkı Tarancı'nın o ünlü dizesiyle özetlebilir:
"Gittikçe artıyor yalnızlığımız."
Ne Amerika'yı seviyoruz, ne Avrupa'yı, ne Rusya'yı, ne Çin'i, ne İsrail'i, ne de başka birini. Geçen yıl biraz muhabbetimizin kabardığı İran'dan da soğumuşuz. Araştırmaya katılan ülkeler arasında sevgi barometresi en düşük ülkeyiz.
Acaba niye?
Günlük yaşamdan biliriz. Çevrelerindeki kimseyi sevmeyen, herkese bir kulp takan, herkesten kuşkulanan insanlar vardır. Katlanılması zor, tatsız insanlardır bunlar. Biliriz ki, bunların çoğunun asıl sorunu kendisiyledir.
Kafası ve ruhu karışıktır, içinden bir şeyler ha bire onu rahatsız etmektedir.
Biraz kurcalayınca, daha çok kendine güvenle ilgili birtakım şeyler çıkar karşımıza. Bir şeyler olmuş, kendine güveni sarsılmıştır.
Diğer araştırmaların da gösterdiği gibi Türkiye öyle bir yerden geçiyor. Paradoksal olarak, bir yandan ekonomik olarak dünyaya açılırken, öte yandan ruhen kapanıyor. Belki de, küreselleşme gereği ekonomik olarak bu kadar açıldığı için ruhen bu kadar kapanıyor.
Ne olursa olsun, sonuçta bu, kendimizi de pek sevmediğimiz anlamına gelmiyor mu?
*
Kim bilir, belki de bu nedenle kendimize hak ettiğimizden daha insafsız davranıyoruz. Durumumuzu nesnel olarak değerlendirmektense 'Batsın bu dünya!' türünden arabesk isyanlara sığınıyoruz. Kendimizle ilgili en ağır değerlendirmeyi kendimiz yapıyoruz.
İşte çok ilginç bir örnek. Yukarıda andığım araştırmada Türkiye'nin eninde sonunda AB'ye katılma şansına ilişkin bir soru da varmış. Bu konuda Türkiye'ye en düşük şansı kim tanımış dersiniz? Türkiye karşıtlığını dillere destan ettiğimiz Fransa mı? Hayır. İşte sonuçlar:
Birleşik Krallık yüzde 73, Hollanda yüzde 72, Almanya yüzde 62, Portekiz yüzde 60, İtalya yüzde 60, Romanya yüzde 57, Polonya yüzde 53, İspanya yüzde 53, Bulgaristan yüzde 45, Slovakya yüzde 36, Fransa yüzde 31...
Ve Türkiye yüzde 26!