Türkiye'nin kimyası nasıl düzelir?

2007 yılının ilk aylarında siyasal atmosfer olarak kaygılı ve sağlıksız bir dönemden geçiyoruz.

2007 yılının ilk aylarında siyasal atmosfer olarak kaygılı ve sağlıksız bir dönemden geçiyoruz. Devlet kurumları, sivil toplum, medya, toplum hemen her konuda bölünmüş, parçalanmış durumda. Hemen her çevrede bir tedirginlik var. Kimse geleceğe ilişkin net tahminler yapamıyor.
En sakin günler bile fırtınadan önceki sessizlik olarak değerlendiriliyor.
Bence bunun temel nedeni, Türkiye'nin kimyasının bozulmuş olması. Ezberlerin bozulmuş olması da diyebilirsiniz.
Türkiye'nin kimyasının bozulmasının temel nedeninin AKP iktidarı olduğunu biliyoruz. Türkiye, ilk kez 'böyle' bir parti tarafından yönetiliyor. Bu durum tüm siyasal iklimi etkiliyor, her tarafta kimyasal reaksiyonlara yol açıyor. Bu yeni elemanla nasıl başa çıkılacağını tam bilemeyen siyasal aktörler zorlanıyor, mutasyondan geçiyorlar. Ortaya bir dizi değişim ve kimlik bunalımı çıkıyor.
Alın anamuhalefet partisi CHP'yi: Hem İslamcı kökenli hem de kayıtsız şartsız AB'ci olan bir partiyle nasıl başa çıkacağını bir türlü çözemeyen CHP, kanatlarının Batıcı ve sosyal demokrat uçlarını kesip, milliyetçi kanatlarını geliştirmeye yöneldi. Ortaya ideolojik yelpazeye yerleştirmesi fevkalade zor bir formasyon çıktı. Uçar mı uçmaz mı, bilinmiyor.
Ya MHP? 1980'lerden sonra Türk-İslam sentezini benimseyen bu siyasal hareket AKP'ye karşı dik durmaya çalışırken kanatlarının İslamcı uçlarını ufaltıp, daha geleneksel 'Kemalist' sembollere ve söyleme doğru kaydı. Eski rakip BBP, Bahçeli MHP'sinin çekildiği topraklarda egemen olmaya çalışıyor. Onun da dışında kalan bölgede birçok derebeyliklerinin de ortaya çıktığı anlaşılıyor. Belli ki birileri de bu derebeyliklerden yararlanma çabasında...
İşin garip tarafı, tüm diğer aktörlerin mutasyondan geçmesine neden olan AKP'nin kendisi hâlâ en büyük soru işaretini oluşturuyor. Kuş mu olacak, deve mi? Bir gün milliyetçi telden çalıyor, ertesi gün AB'ci liberalliğini hatırlıyor, onun ertesi günü 301. madde konusunda geri adım atıyor, laikliği savunuyorken harem-selamlık toplantılar yapıyor. Tamamen serbest bırakılsa Türkiye'yi nereye götürmek isteyeceği konusundaki soru işaretlerini kaldırabilmiş değil.
Siyaset sahnesinin en büyük aktörünün belirsizliği tüm sistemi etkiliyor.
Böylesine sağlıksız bir ortamda hassas konularda kapsamlı tartışma yapılması, Türkiye'nin sorunlarına çare bulunması boş bir hayal. İklim buna uygun değil. Pek çok kişi fikirlerini tane tane açıklayıp başkalarını ikna etmeye çalışmak yerine, karşısındakini hainlikle suçlayıp işin içinden sırılmayı tercih ediyor.
'Ulusalcılık' dalgası böyle bir retorik üzerinde yükseldi. Ama, kaçınılmaz olarak, sonunda kendisi o bumerangın hedefi haline geldi. Son günlerde internette 'ulusalcıların' Türk milliyetçiliğini yok etmek isteyen Batılı ve Siyonist çevrelerce yaratılmış maşalar olduğuna ilişkin milliyetçi mesajlar dolaşıyor. Buyurun bakalım!
'Hain' edebiyatıyla demokratik tartışma yapılamaz. Demokrasimizin selameti adına, önce bu retoriğin değişmesi, tartışma ikliminin düzelmesi şart. Bu nasıl olacak diye soracak olursanız, 2007 genel seçimlerini bekleyin derim. Çare, olsa olsa, sandıktadır.