Türk'ün Türk'e yasağı

21.yüzyıl sevgili yurdumuzu dört bir yandan sıkıştırmaya devam ediyor. Biz ki, henüz 19. yüzyıla ait bir sürü sorunu çözememişiz ve 20. yüzyılın mirasıyla cebelleşmekteyiz!

21.yüzyıl sevgili yurdumuzu dört bir yandan sıkıştırmaya devam ediyor. Biz ki, henüz 19. yüzyıla ait bir sürü sorunu çözememişiz ve 20. yüzyılın mirasıyla cebelleşmekteyiz!
Son örnek, YouTube adlı internet sitesini yasaklama girişimimiz. Yunanlı birkaç manyağın Atatürk'ü ve Türk ulusunu eşcinsel olarak göstermeye çalışan rezil saçmalığının Türk Telekom aracılığıyla internet kullanıcılarımıza ulaşmasını mahkeme kararıyla iki gün engelledik.
'21. yüzyılın sorunlarını 20. yüzyıla özgü yöntemlerle durdurmaya çalışmak' olarak da değerlendirilebilecek olan bu girişim bir işe
yaradı mı dersiniz?
Bence yaramadı.
Atatürk'ün ve Türk ulusunun ne olduğunu bilen bizler YouTube'deki klibi iki gün süreyle seyredemedik, ama bilmeyenler yani diğer ülke halkları seyretmeye devam ettiler. Üstat Çetin Altan'ın 'Türk'ün Türk'e propagandası'nın tersi gibi bir sonuç çıktı ortaya: 'Türk'ün Türk'e yasağı'!
Üstelik, dışarda seyredenlerin sayısı geometrik olarak arttı, çünkü YouTube'ün Türkiye'de yasaklandığı haberi tüm dünya basınında
haber oldu. Malum, dünyanın birçok yerinde, Türkiye ifade özgürlüğü açısından fena halde özürlü bir ülke olarak görülüyor ve bu konudaki haberler bol bol kullanılıyor.
Fikir ve ifade özgürlüğü konusunda Türkiye'nin tırnağı bile olamayacak ülkelerin basınları bile, örneğin Mısır gazeteleri, Türkiye'nin kötü siciline değinip nasihatler ediyorlar.
YouTube'ün yasaklanmasıyla ilgili haberlere 'background' olarak 301. maddeye ilişkin bilgiler de eklendi. İma: 'Yasakçı Türklerden başka ne beklenir?'
301'in amansız savunucuları Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal iftihar edebilirler!
Dahası, internet teknolojisi, geleneksel sansür yöntemlerini anlamsızlaştıran seçenekler sunuyor. İnternet kuşağının çocukları bunları
çok iyi biliyorlar.
Ortada bir sorun yok mu? Elbette var! Ancak geçmişin yöntemleriyle çözülemeyen bir sorun bu.
Sorun şu: Suç olduğu artık evrensel olarak kabul edilen ifadeler internete girip küresel olarak yayıldığında ne olacak?
Halklar arasında kin ve nefret tohumları atan, şiddeti körükleyen ırkçı söylem hemen tüm Avrupa ülkelerinde suç sayılıyor. Böyle bir ifade yerel düzeyde geleneksel medyalarda yer aldığı zaman savcılar harekete geçiyorlar. Peki, bu türden ifadeler internete girip tüm dünyaya yayıldığında ne oluyor? Ne olmalı?
İşte 21. yüzyılın sorunu bu. Ulusal mevzuat, küresel alanı kapsayamıyor. Ulusal yaptırımlar küresel düzeyde çaresiz kalıyor.
İnterneti de kapsayan yeni anlayışlara ve küresel bir medya etiğine şiddetle ihtiyaç duyulmakta...
Yeni sorular eski yanıtlarla geçiştirilemiyor.