Üç konu

Biz Ergenekon?un boz bulanık sularında doğrulara doğru yüzmeye çalışır, bu arada bol bol su yutarken, küresel büyük ekonomik kriz ortaçağdaki veba salgınlarını anımsatan bir acımasızlıkla ilerliyor.

Biz Ergenekon’un boz bulanık sularında doğrulara doğru yüzmeye çalışır, bu arada bol bol su yutarken,  küresel büyük ekonomik kriz ortaçağdaki veba salgınlarını anımsatan bir acımasızlıkla ilerliyor.
Bu kez vebanın başladığı yer Amerika, bunu biliyoruz. Buna rağmen, belirli avantajları nedeniyle ondan en fazla etkilenecek ülkenin Amerika olmadığını düşünüyoruz. Hatta, her şey gibi bu büyük ekonomik krizin de bir Amerikan komplosu olduğunu öne sürenlere bile rastlanıyor.
Ancak Amerika’dan gelen haberler durumun pek de öyle olmayabileceğini gösteriyor.
NPQ dergisinin kurucusu ve editörü olarak tanıdığımız Nathan Gardels son yazısında bu ekonomik felaketin Amerika için 11 Eylül’den bile daha ağır bir darbe olduğunu, 2008 yılının 2001 yılından bile daha kara bir yıl olarak tarihe geçebileceğini yazıyor. (Huffingtonpost, 8 Ocak 2008)
Soğukkanlılığıyla tanıdığımız Gardels’tan kolay kolay duyulmayacak keskinlikte sözler bunlar.
Durumun vahametini şöyle açıklıyor:
“2008’in sıradan Amerikalının yaşamındaki sonuçları 2001’den çok daha ağır olacak. Çünkü bu kez havaalanlarında metal detektörlerden geçmek için kuyruğa girmenin sıkıntısından söz etmiyoruz. Doğrudan doğruya Amerikan modelinin dönüşümünden söz ediyoruz.”
Nobel’li iktisatçı Joseph Stiglitz krizin başlarında Gardels’a şöyle demiş:
“Berlin Duvarı’nın çöküşü komünizm için ne idiyse, Wall Street’in çökmesi de piyasa köktenciliği için odur.”
(Tabii burada bir sözcük oyunu da var: ‘Wall’ İngilizce ‘duvar’ anlamına geliyor.)
Gardels’a göre, birkaç ay gibi kısacık bir süresinde Amerika’nın manzarası tamamen değişmiştir. Orası ekonomik liberalizmin, tüketim tutkusunun, Hummer’lerin ve durduğu yerde adeta para basan gayrimenkullerin cenneti değildir artık. En önemli ekonomik kurumlarından bazıları batmış, bazıları yarı-kamulaştırılmış, orta sınıfın emeklilik
fonlarının bile eriyip gitmiş olduğu bir ülkedir...
Evet, Nixon’un Kruşçof’a söylediği gibi komünist Sovyetler Birliği’ne yenik düşmemiştir Amerika, ama şimdi kurtulmak için Çin’e muhtaç durumdadır.
Nobel’li bir başka iktisatçının, Paul Krugman’ın, New York Times gazetesinde yazdıklarıyla aynı görüştedir:
Bütün ümitler 20 Ocak’ta başkanlığı alacak olan Obama’dadır ve o da ne yapacaksa bir an önce yapmak zorundadır!
Ergenekon tufanı sırasında nasıl bir dünyada yaşadığımızı anımsatmak istedim.
*
Türkiye, gündemin hoplaya zıplaya ilerlediği delişmen bir ülke. Ben bu köşede konuları parçalamayı sevmiyorum ama, bazen kimi konular ‘Beni atlayıp geçemezsin’ diye haykırıyor.
Dün İbrahim Şahin’in evinden alınan bir kroki sayesinde bulunan silahlar konusu
böyle bir konu.
Ben bunu, hem akıllarda bir sürü soru işareti bırakarak kapatılmak istenen Susurluk konusunun nihayet aydınlatılması, hem de Ergenekon davasının asıl odağına geri dönmesi açısından önemli buluyorum.
İşte somut bir gelişme. Demokrasiden yana olan hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir başarı. Umarım arkası gelir:
Devlet adına çalıştığını öne süren kanunsuz çeteler, gruplar, cinayet timleri, suikast plancıları ve onların ‘patron’ları yakalansın, yargılansın ve cezalandırılsın. Farklı odaklara kayılarak dava sulandırılmasın!
*
Üçüncü konu, Türkiye’de bazı şeylerin hiç değişmediğini göstermesi açısından iç karartıcı. Nedim Gürsel ‘Allah’ın Kızları’ adlı romanı dolayısıyla yargılanacakmış. ‘Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama’ suçundan altı yıla kadar hapsi isteniyormuş.
Yani, yine Avrupa’da da tanınan ünlü bir yazarın edebi eserinin suç sayılması gibi çağdaş hukuk normlarına ve Türkiye’ye yakışmayan bir olay ile karşı karşıyayız. Üstelik, daha önce başka bir ilçenin Cumhuriyet savcılığı takipsizlik kararı verdiği halde...
Dünya hayretle izleyecektir.