Üç soru, üç yanıt

NE ZAMAN AK PARTİ DERİM? Başbakan ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın partisine 'Ak Parti' demeyenelere 'edepsiz' demesi tartışmalara ve tepkilere yol açtı.

NE ZAMAN AK PARTİ DERİM?
Başbakan ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisine ‘Ak Parti’ demeyenelere ‘edepsiz’ demesi tartışmalara ve tepkilere yol açtı. Gerçekten, sözcük seçimi açısından, Başbakan’ın söyledikleri için kullanılabilecek en hafif söz ‘yakışıksız’ olabilir.
Ayrıca haksız da.
Türkiye’de siyasal partileri adlarının baş harfleriye anılması bir gelenektir. Milliyetçi Hareket Partisi MHP, Cumhuriyet Halk Partisi CHP’dir, vb. Bu gelenek çerçevesinde Adalet ve Kalkınma Partisi de AKP’dir. Ben de o gelenek çerçevesinde AKP yazıyorum ve öyle yazmaya devam edeceğim.
İktidar partisinin lideri Erdoğan, partisine Ak Parti denmesini gerçekten istiyorsa yapacağı çok basit bir şey var: Partinin genel kongresinde adını Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Ak Parti’ye değiştiren bir karar alır. O zaman herkes gibi ben de Ak Parti (AP) derim. Yani uzun adını verirken Ak Parti, kısaltmasını verirken ise AP derim. Bizim dilimizde ve siyasal kültürümüzde doğrusu budur.
Ayrıca, Erdoğan’ın şu saatten sonra Ak sözcüğünde fazla ısrarlı olmasının partisi açısından da yararlı olmayacağı kanısındayım. Hani, aile çocuğuna doğduğunda ‘Filiz’ adını vermiştir, ama 40 yıl sonra 120 kiloluk bir kütük çıkmıştır karşınıza, ya da ‘Levent’ demiştir ama 30 yıl sonra üfleseniz uçacak tüy siklet biridir bu adın yükü altında ezilen!
Bazı konularda fazla iddialı olmanın alemi yok!
DSP NE YAPMALIYDI?
22 Temmuz seçimlerinden bu yana geçen iki yıl içinde yaşanan siyasal fiyaskolar arasında Demokratik Sol Parti’nin (DSP) durumu rahatça birinciliğe oynar. Ne kadar büyük bir israftır yaşanan, ne kadar önemli bir fırsattır kaçan!
CHP’nin şemsiyesi altında da olsa Meclis’e giren 13 DSP milletvekili bu ülkede sol muhalefetin nasıl yapılacağını göstererek Türk demokrasi tarihine altın yaldızlı bir sayfa ekleyebilirlerdi.
Yaşı yetenler Türkiye İşci Partisi’nin (TİP) 15 milletvekiliyle 1960’lı yılların ikinci yarısında başardıklarını hatırlasınlar. Baskılara ve saldırılara meydan okuyarak ülkenin gündemini ve söylemini değiştirmişlerdi.
Ya DSP’liler? Onlar ne yaptılar? Aklınızda kalan bir şey var mı? Geride acı bir gülümsemeden başka ne bırakıyorlar?
Meclis içinde bir Kamer Genç kadar olamadılar. AKP’yi zorlayamadılar. CHP’yi soldan sıkışturarak asıl olması gereken yere çekemediler. Kocaman bir fırsatı heba ettiler. Yazık oldu.
NEREDE YAŞAMALI?
Dostum Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in aşırılık ve kutuplaşma konulu araştırmasını herkes, fili tarif etmeye çalışan körler gibi, kendi tuttuğu yere göre anlattı. Ortaya çıkan röntgen filminin çok iyi olduğunu söyleyemeyiz ama fazla şaşırmanın da gereği yok. ‘Hasta’yı diğer röntgenlerinden de tanıyoruz: Evhamlı, kendine güvensiz, kapalı, dar bakışlı, dindar... İçki içenlerin, Hıristiyanların, Yahudilerin, eşcinsellerin hatta kızı şort giyenlerin komşusu olmak istemiyor, vs. vs.
Yalnız şunu unutmayalım: Bu araştırmada aktarılan veriler 34 ildeki deneklerin bulgularının oratalamasından oluşuyor. Görece küçük bir örnekle, yani 1715 kişi ile konuşulmuş olması daha dar birimler arasındaki kıyaslamaları imkânsız kılıyor. Çünkü sayılar yeterli değil.
O zaman karşımıza ‘ortalama’ kavramının yanıltıcı yanı çıkıyor. Masada bir şişe şarap olsa, biri bunun tamamını içse ve öteki tek yudum almasa, her ikisinin de yarım şişe içtiğinin söylenmesindeki türden bir yanılma.
Hayat tarzları ve onları açıklayan ideolojiler aslında öbekler halinde kendini sürdürür ve yeniden üretir. Keşke elimizde yeterli veri olsa da ülkemizin en hoşgörülü ve yaşanası yerleri ile en bağnaz yerlerini saptayabilsek, neresi nasıldır bilsek; örneğin, İzmir ile Konya’nın ortalamasıyla yetinmek zorunda kalmasak.