Utanç ve arka planı

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Hrant Dink cinayeti için "Bu ölüm bizim için mahcubiyet vericidir" demiş.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Hrant Dink cinayeti için "Bu ölüm bizim için mahcubiyet vericidir" demiş.
Kelimelerini her zaman özenle seçen Başkan yine yumuşak bir kelimeyi tercih etmiş. 'Mahcubiyet' yerine 'utanç' demeliydi. Kopkoyu bir utanç!
Bu duygu, yurtiçinde ve yurtdışında Türkiye'yi seven pek çok kimse tarafından paylaşılıyor.
İnsanlarımız son iki haftadır utançtan yere bakıyor, durup dururken kızarıp bozarıyorlar.
Ülkelerinde olup bitenler geliyor akıllarına. Ülkelerine yapılanlar geliyor.
Öldürüleceği birçok kez ihbar edildiği halde en basit güvenlik önlemleri bile alınmayarak katillerin keyfine bırakılan Hrant Dink'in başından geçenleri ayrıntılarıyla öğrendikçe kızarıyor yüzleri.
Türkiye'nin alnına çalınan bu kara lekeyi durdurmak mümkünken kimsenin parmağını bile oynatmadığını anladıkça kızarıyor.
Trabzon'da olanları düşündükçe ayrı, Ankara'dakileri hatırladıkça ayrı, İstanbul'dakileri öğrendikçe ayrı kızarıyor.
Katil zanlısı Ogün Samast'a kahraman muamelesi yapan polis ile jandarmanın Atatürk'ün resmi önünde videoya çekilmiş görüntüleri, kaydedilmiş sözleri geldikçe kızarıyor.
Türkiye'ye tarihinin en büyük ödülünü getirmiş, 'en ünlü Türk' Orhan Pamuk'un, bitip tükenmez tehditler yüzünden ülkesinden kaçmak zorunda bırakıldığını düşündükçe kızarıyor.
Onu bu yüzden suçlayabilir misiniz? Onca ihbara rağmen Hrant Dink'i korumayanların, koruyamayanların Orhan Pamuk için daha iyisini yapacaklarının garantisini verebilir misiniz?
Evet, düştüğümüz durumlar için 'mahcubiyet' sözcüğü hafif kalıyor. Utanç dalga dalga bastırıyor...
*
Duyguları bir an için bırakıp, konunun arka planına geçiyorum:
2007 yılının kolay geçmeyeceği biliniyordu. Bu yüzden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı konusunda inat etmek yerine erkenden toplumsal mutabakat aramasının, gerginliği baştan düşürmesinin doğru olacağı bu sütunlarda en az 10 kez yazıldı. Erdoğan bunun yerine yıpratma ve zaman kazanma stratejisini tercih etti.
Türkiye'yi yönetmesi gereken kurumlar arasındaki zaten bozuk olan ahenk daha da bozuldu, ortaya 'Balkanlaşan' bir erk yapısı çıktı.
Artık bir kriz patlak verdiğinde her parça onu kendi çıkarları yönünde çekiyor.
Düşünün ki, Samsun'da olduğu gibi, bir polis karakolunda bile bu çok parçalılık bir faktör haline geliyor.
İşler gittikçe daha da sarpa sarıyor.
Türkiye bu erk yapısıyla büyük krizlerin üstesinden gelemez.
Türkiye tehlikeli sularda seyrediyor.
Ve galiba, en kötüsü, bu konuda bir şeyler yapması gerekenler de yalnızca seyrediyor!