Uzlaşma değil, us ile aşma

Bir süredir Türkiye'nin şu netameli 2007 yılında derin bir siyasal krize sürüklenmemesi için cumhurbaşkanlığı konusunda geniş bir uzlaşmaya ihtiyacı olduğunu yazıyorum.

Bir süredir Türkiye'nin şu netameli 2007 yılında derin bir siyasal krize sürüklenmemesi için cumhurbaşkanlığı konusunda geniş bir uzlaşmaya ihtiyacı olduğunu yazıyorum. Ne var ki, seçim tarihi yaklaştıkça böyle bir olasılık gittikçe azalıyor.
Bunun bir nedeni, tarafların 'uzlaşma' kelimesinin anlamı üzerinde bile anlaşıp uzlaşamamaları.
CHP'nin uzlaşmadan kastının, 'Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaması' olduğu anlaşılıyor. Geçen akşam TV 8'deki Yüksek Siyaset programında 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel açıkça söyledi:
"Hadi gel, senin cumhurbaşkanı olamayacağın üzerinde uzlaşalım derseniz uzlaşma olabilir mi? Adam 2002 seçimleriyle onu almış zaten, niye geri versin?"
Öte yandan, Erdoğan'ın 'uzlaşma'ya yüklediği anlam da kendine yontma:
"Hadi gel, benim istediğim kişiyi cumhurbaşkanı seçme, ya da kendimi Çankaya'ya atama hakkım üzerinde uzlaşalım!"
Peki, ya karşı tarafın korkuları, kaygıları ve beklentileri? Onlar ne elde edecekler?
Tek kişiyle tango olur mu?
Olmaz. O zaman işte o korkulanların (gerginlik, sertleşme, kutuplaşma, toplumsal huzursuzluk, vb) gerçekleşmesi olasılığı artar. Cumhurbaşkanlığı sorunu da çözülmüş değil, azmış, müzminleşmiş olur. Zonk zonk atmaya, acı vermeye devam eder.
Bu konuda yukarıdaki tanımlamalarla bir 'uzlaşma'nın gerçekleşmesinin artık neredeyse olanaksız olduğunu ben de kabul ediyorum. Dün Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın yaptığı konuşma eski tarz dayatmalardan medet umanları da hayal kırıklığına uğratmıştır, eminim.
Ülkenin esenliğini düşünenler bundan sonra dar anlamda 'uzlaşma' değil, 'us ile aşma' diyebileceğimiz türden bir mucizenin rüyasını görebilirler.
'Us ile aşma'dan kastettiğim siyasal aktörlerin kendi konumlarını optimize etmek yerine, ülkenin çıkarlarına öncelik verecek diğerkamlığı ve bilgeliği göstermeleri. Olayları şu anda gördükleri bencil düzlem yerine, daha yukarılardaki tarihsel düzlemde görebilmeleri.
Bir başka deyişle, kısa dönemli kazanç yerine, uzun dönemli yatırımı tercih etmeleri.
Tarihte bunu yapabilen politikacılara devlet adamı gözüyle bakılıyor: ABD Başkanı Lyndon. Johnson ile Fransız Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle aklıma geliveren iki örnek.
Bizden örnek istenirse, 1950 yılında iktidarı kendi eliyle hasımlarına bırakan İsmet İnönü'yü gösterebilirim.
Heyhat, Recep Tayyip Edroğan'ın da Deniz Baykal'ın da bu kalibrede tarihsel figürler olduklarını düşünmüyorum.
Umarım bu 'us' eksikliğinin ülkeye bedeli çok ağır olmaz.