Varoş popülizmi

Seçim kampanyasında büyük kalabalıkların önünde yaptığı konuşmalar, AKP lideri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan?ın siyasi ideolojik oluşumunda üçüncü evreye geçildiğini gösteriyor.

Seçim kampanyasında büyük kalabalıkların önünde yaptığı konuşmalar, AKP lideri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi ideolojik oluşumunda üçüncü evreye geçildiğini gösteriyor.
Birinci evre Milli Görüş çerçevesinde ‘siyasal İslamcılık’ idi. İkinci evreye konulacak adı kendisi önerdi: ‘Muhafazakâr demokratlık’. Üçüncü evreyi ise ‘varoş popülizmi’ terimiyle özetleyebiliriz.
Ansiklopediler ‘popülizm’i, ‘halkı, elitlere karşı savunan söylem’ şeklinde tanımlıyorlar. Popülizmin pek çok çeşidi olagelmiş: Sağcısı, solcusu, dincisi, çiftçisi... Özellikle Latin Amerika’da örneklerini gördüğümüz çağdaş popülizm kendisini tek bir etiketle sınırlamıyor. Duruma göre sağdan sola, uçtan kenara yer değiştirebiliyor.
Tıpkı Başbakan Erdoğan’ın yaptığı gibi...
Modern siyasal popülizm, bir yaklaşım olduğu kadar bir üslup olarak da kendisini fark ettiriyor. ‘Popülist söylem’ diye bir şeyden söz edilmesi de bundan. Lider, hedef ilan ettiği elitlere saldırırken hamasi, tehditkâr, tahrik edici bir dili tercih ediyor. Yüksek perdeden konuşuyor. Bol bol demagoji yapıyor. Günah keçilerini yuhalattırıyor. Soyut olarak halkı ya da milleti göklere çıkarıyor. Bütün bunlar nefreti kabartılmış kitlelerin çok hoşuna gidiyor. Latin Amerika’da Peron’dan Chavez’e bunun pek çok örneğini bulabilirsiniz.
Popülist liderler halka mesajlarını iletmekte aracı kurumlardan, örneğin medyadan, yararlanmak yerine, meydanlardan ve canlı yayınlarla televizyondan doğrudan kitlelere seslenmeyi tercih ediyorlar.
Tıpkı AKP lideri Erdoğan’ın bu kampanyada yapmakta olduğu gibi...
Popülist liderlerin, hedef olarak seçecekleri elitleri belirlerken hayli ayrımcı hareket ettiği biliniyor. Örneğin sağcı bir popülist lider ‘sendikacı seçkinler’i yerden yere vururken, dinsel elitleri görmezden gelebiliyor. Ama her durumda saldırılacak elitlere ihtiyaç var. Sosyolojik olarak durum tam öyle olmasa da, ihtiyaç var. Bir de, büyük komplo teorilerine... “Biz onların ne yapmaya çalıştıklarını çok iyi biliyoruz” türünden sözler buna yarıyor.
AKP lideri Erdoğan’ın popülist söylemine bu gözlerle baktığımızda pek çok şeyin yerli yerine oturduğunu görüyoruz. Her konuşmasında saldırılan bir hedef grup var, bir günah keçisi var, hamaset, tehdit ve tahrik var. Hedef alınan seçkinlerin, geleneksel Cumhuriyet aydınları ve Batılı yaşam tarzını içselleştirmiş ‘Beyaz Türkler’ olduğunu söyleyebiliriz. Onlar ki, ‘monşer’dirler, köpekleriyle yatarlar, milletten kaçarlar, halkın değerlerine yabancıdırlar. ‘Onlar’ ki, ‘biz’den farklıdırlar.
İyi bir hatibin önünde böyle bir konuşmaya kendisini kaptıran yurttaşın içinde oluşacak övünç ve öfke fırtınalarını düşünün. O artık aklının değil duygularının emrindedir. ‘Onlar’dan nefret etmektedir!
Siyasal bilimciler, işte bu yüzden, popülizmin faşizan yönertimlere giden yolda bir durak olabileceğini söyleyerek uyarırlar.
Başbakan Erdoğan’ın siyasal oluşumunda üçüncü evreye, niçin ‘varoş popülizm’i dediğimi merak etmişsinizdir. Açıklayayım: Erdoğan’ın kendisi İstanbul varoşlarının çıkardığı bir politikacıdır; kendisini en rahat hissettiği toplumsal ortam varoşlardır. Onların dilini benimsemiştir. Siyasal başarısını orada kazanmıştır.
Yozgat, Mardin, ya da Adıyaman gibi, metropollerden ve varoşlardan çok uzaklardaki mitinglerde toplanan kalabalıklara gelince... Onlar varoşlarda yaşamıyorlar ama klasik anlamda köylü olduklarını da söyleyemeyiz. Köy bitmiştir onlar için, ama şehir tam olarak başlamamıştır. HENÜZ İstanbul’a ya da öteki metropollere gelmeye fırsat bulamamışlardır, ama kafaları o yolculuğu yapmıştır.
Varoş popülizmi Türkiye’yi nerelere götürür? Düşünmenin zamanıdır.